<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yaşam ve Sağlık Rehberiniz &#187; Çocuk Sağlığı</title>
	<atom:link href="http://www.yasamrehberim.net/kategori/cocuk-sagligi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.yasamrehberim.net</link>
	<description>Yaşam ve sağlığa dair herşey</description>
	<lastBuildDate>Sat, 30 Oct 2010 20:53:34 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Çocuklarda diş sağlığı, diş hastalıkları ve öneriler</title>
		<link>http://www.yasamrehberim.net/cocuklarda-dis-sagligi-dis-hastaliklari-ve-oneriler.html</link>
		<comments>http://www.yasamrehberim.net/cocuklarda-dis-sagligi-dis-hastaliklari-ve-oneriler.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Mar 2010 17:01:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ağız ve Diş Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yasamrehberim.net/?p=328</guid>
		<description><![CDATA[Süt dişleri normal dişlere oranla daha çok organik madde içerirler, bu nedenle çürümeye daha yatkınlardır, daha kolay ve hızlı çürürler. Çocuklar, çürüğün erken döneminde görülebilen soğuk sıcak hassasiyeti ve hafif ağrı gibi sinyalleri zamanında yorumlayamazlar. Olayı ancak dayanılamayacak kadar ağrı olmasında fark ederler ki bu durumda çok geç kalınmış olabilir.
Çocuklar ağız bakımına yetişkinler kadar dikkat [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Süt dişleri normal dişlere oranla daha çok organik madde içerirler, bu nedenle çürümeye daha yatkınlardır, daha kolay ve hızlı çürürler. Çocuklar, çürüğün erken döneminde görülebilen soğuk sıcak hassasiyeti ve hafif ağrı gibi sinyalleri zamanında yorumlayamazlar. Olayı ancak dayanılamayacak kadar ağrı olmasında fark ederler ki bu durumda çok geç kalınmış olabilir.<span id="more-328"></span></p>
<p>Çocuklar ağız bakımına yetişkinler kadar dikkat edemezler. Çocuğun el becerisi, merakı ve ebeveynin tutumu diş fırçalama alışkanlığını belirler.</p>
<p>Özellikle annelerin sıklıkla yaptığı bir hata da emzik ya da biberonu şeker, reçel vb. gibi gıdalara batırarak çocuklara vermeleri veya uyku aralarında şekerli süt, meyve suyu gibi gıdalara alıştırmalarıdır. Böylece beslenme düzensizliğinden dolayı dişler çürümeye yatkın hale gelir.</p>
<p>Çürük oluşumu engellenebilir mi?<br />
Çürüğü tamamen engelleyebilecek bir aşı yada ilaç henüz geliştirilemedi. Ancak, çürük sayısını azaltmaya yönelik bazı malzemeler günümüzde kullanılmaktadır, bunlardan birisi; “fissür örtücü” dediğimiz malzemedir. Diş çürükleri genellikle azı ve küçükazı dişlerinin, çiğneyici yüzlerinde bulunan “fissür” adı verilen oluklarda başlar. Bahsettiğimiz malzemeyle olukların üzeri kapatılıp, o bölgeye mikrop, yemek artığı vs. nin sızması engellenerek çürük başlaması önlenir. Bu işlem, 6 yaşından itibaren çıkan kalıcı azı ve küçükazı dişlerine de uygulanabilir.</p>
<p>Çürüğü engellemenin başka bir yolu da dişlerin çürüğe karşı direncini artırmaktır. Dişlere yüzeysel florür uygulanması suretiyle bu direnç kazandırılır.</p>
<p>Süt dişlerinin önemi nedir?<br />
Süt dişlerinin birinci görevi çocuğun düzgün beslenmesini sağlamaktır. Ayrıca konuşmanın düzgün gelişimi de süt dişlerinin varlığına bağlıdır. Bunların yanında aşağıdaki gibi bir görüntü, hiç kimsenin çocuğunda görmek istemeyeceği ciddi estetik sorunlara yol açmaktadır.</p>
<p>Süt dişleri kapladıkları alanı kendilerinin yerine gelecek olan kalıcı diş için korumakta ve kalıcı diş sürerken ona rehberlik yapmaktadırlar. Süt dişi erken çekildiği zaman bu doğal yer tutuculuk fonksiyonu da ortadan kalkmaktadır.</p>
<p>Süt dişlerindeki çürükler tedavi edilmeli mi?<br />
Tedavi edilmeyen süt dişi çürükleri, ağrı, kötü koku, çiğneme zorluğu, beslenme bozukluğu ve çirkin görüntüye yol açar. Bu dönemdeki tedavi edilmeyen diş bozuklukları, ileride diş çarpıklığı, çene gelişiminde bozukluk ve genel sağlık problemlerine (romatizmadan kalp rahatsızlıklarına kadar) sebep olabilecektir. Dolayısıyla süt dişlerindeki çürükler, “nasıl olsa yerine yenileri gelecek” yanılgısına düşmeden tedavi edilmelidir.</p>
<p>Süt dişlerindeki çürükler ; ağrı ile çocuğun çok küçük yaşlarda tanışmasına ve gelecekte bazı fobileri olmasına neden olabilir . Ayrıca bu çürükler süt dişlerinin çok erken kaybına neden olabilir.</p>
<p>Çocuklarda diş yaralanmaları<br />
Çocuklarda dişlerin zarar gördüğü kazalarda zaman kaybetmeden müdahalede bulunulmalıdır. Doğru tanı konması çok önemlidir. Bunun için hekiminiz size, kazanın ne zaman ve nerede olduğunu, darbenin ne taraftan geldiğini, kaza sonrası baygınlık, kusma, hafıza kaybı vb. olup olmadığını soracaktır. Verilen bilgiler doğrultusunda en doğru tedavi uygulanabilecektir.</p>
<p>Çocuklardaki diş yaralanmaları, bazen kalıcı dişin tamamıyla yuvasından ayrılmasına sebep olabilir. Bu durumda çıkan diş ile birlikte acilen dişhekiminize gitmelisiniz. Bu esnada diş, bir bardak sütün içinde, eğer süt mevcut değilse, temiz bir su içinde muhafaza edilmelidir.</p>
<p>Bebeklerde ağız bakımı<br />
Bebeklerin, en azından ilk dört ay anne sütü ile beslenmeleri ağız çevresindeki yumuşak doku ve kas fonksiyonlarının normal gelişimini sağlayacaktır. Anne sütünün yetersiz olduğu durumlarda fizyolojik başlıklı (damaklı, kesik uçlu) biberon kullanımı gerekir.</p>
<p>Bebekler 1 yaşından itibaren bardak ve kaşıkla beslenmeye alıştırılmalıdır.</p>
<p>Biberonla beslenme en fazla 2 yaşına kadar devam edebilir. Parmak emme, yalancı emzik kullanma gibi alışkanlıklara 2 – 2,5 yaşına kadar izin verilebilir. Eğer parmak emme alışkanlığı mevcutsa, bunun sebebi araştırılarak 3 – 6 yaş arasında bu alışkanlık mutlaka giderilmelidir.</p>
<p>Solunum problemleri, çene gelişmesi üzerine olumsuz etki eder. Burundan değil de, sadece ağızdan soluma durumu mevcutsa (bu durum uykuda daha iyi anlaşılır) muhakkak kulak burun boğaz uzmanına danışılmalıdır.</p>
<p>Çocuklarda diş fırçalama ne zaman başlamalıdır?<br />
Bebek 6-8 aylıkken, (yani ilk dişler ağızda göründüğünde) temizleme işlemi başlamalıdır. Sabah kahvaltısı sonrası ve gece yatmadan önce dişleri (en azından çiğneme yüzeylerini) temiz bir tülbent ya da gazlı bezi ıslatarak silmek, temizlemek yerinde olur.</p>
<p>Diş fırçası kullanımına ise çocuğun arka dişlerinin çıkmasından sonra (ortalama 2,5 – 3 yaşında ) başlanması uygundur.</p>
<p>Okul öncesi çocuklarda diş fırçalama için bir teknik uygulatmak çok zordur. Bu yaşlarda önemli olan, çocuğa diş fırçalama alışkanlığı kazandırmaktır. Çocuklar diş fırçalarken çoğu zaman dişlerin görünen ya da kolay ulaşılan yüzlerini fırçalar. Oysa çürüklerin önlenmesi için dişlerin ara yüzleri ve çiğneyici yüzeylerini çok daha iyi temizlemek gerekir. Bu nedenle fırçalamadan sonra Anne-Babanın kontrolü iyi olur.</p>
<p>Çocuklar için nasıl bir diş fırçası seçilmeli?<br />
Çocuğun ağız büyüklüğüne uygun, yumuşak ve naylon kıllardan üretilmiş diş fırçaları kullanılmalıdır. Sert fırçalar dişleri aşındıracağı için kullanımı uygun değildir. Eskimiş bir süpürgeyle süpürme işlemi nasıl yapılamazsa, eski bir fırçayla da dişler fırçalanamaz. Fırça kılları aşınır aşınmaz (Ortalama 6 ay) mutlaka değiştirilmelidir.</p>
<p>Çocuğuma dişlerini günde kaç kez fırçalatmalıyım?<br />
Sabah kahvaltısı sonrası ve gece yatmadan önce, sadece üçer dakikalık etkili bir fırçalama işlemi yeterlidir. Her iyi alışkanlık gibi diş fırçalama alışkanlığı da çocukluk döneminde kazanılacaktır.</p>
<p>Çocuklarda bazı ağız ve diş problemleri :<br />
1. Diş Gıcırdatma (Bruxizm):<br />
* Nedenleri: Stress, agresif, takıntı veya sıkılgan kişilik yapıları, anne-babası diş gıcırdatan çocuklar bu alışkanlığa daha eğilimlidir.<br />
* Belirtileri: Dişlerde aşınma, uyurken çıkartılan gıcırdatma sesleri, yüz kaslarında ağrı, çene ekleminde problemler, baş ağrısı, dişlerde sallanma ve hassasiyet.<br />
* Tedavisi: Öncelikle psikolojik açıdan diş gıcırdatmaya yol açan faktörler ortadan kaldırılmaya çalışılır. Bu başarılamaz, hastaya takıp çıkartılabilien bir gece plağı yapılır.</p>
<p>2. Parmak Emme:<br />
* Nedenleri: Parmak emme küçük yaşlarda sık görülen bir alışkanlıktır. Genellikle dört yaşına kadar kendiliğinden ortadan kalkar. Alışkanlığın sürekli dişlerin çıktığı yaşlarda da sürmesi, bu dişlerde ve damakta yapısal bozukluklara yol açar. Bu bozuklukların nedeni parmağın ön dişlere ve damağa uyguladığı başınçtır. Ortaya çıkan bozukluğun derecesi emmenin süresine, sıklığına, şiddetine ve emme sırasında parmağın pozisyonuna bağlıdır.</p>
<p>* Tedavisi: Parmak emmeyi önlemenin en etkili yolu parmak emmeye eğilim gösteren çocuğu emziğe alıştırmaktır. Emziğin hem verdiği zarar daha azdır, hemde daha kolay bırakılabilir. Tedavinin zamanlaması çok önemlidir. Çocuğun kendisi bu alışkanlıktan kurtulmayı istemedikçe, tedavinin başarıya ulaşması imkansızdır. Çocuğun çevre baskısına uğramaması ve alay edilmemesi için okul çağından önce bırakması psikolojik yönden çok faydalıdır. Çocuk baskı altına alınmadan cesaretlendirilerek, ödüllendirilerek pozitif yönlendirilmelidir. Eğer her şeye rağmen 6 yaşına kadar alışkanlık kırılamamışsa diş hekimine başvurularak profesyonel yardım alınması gereklidir.</p>
<p>3. Emzik:<br />
Bebekler için emmek rahatlamanın ve güven içinde hissetmenin en doğal yoludur.<br />
Eğer bebek parmak emme eğilimi gösteriyorsa, derhal emziğe yönlendirilmelidir. Emzik parmak emmeye göre hem daha az zararlıdır; hem de sonraki yaşlarda daha kolay bırakılabilir.<br />
Emzik günün büyük bir bölümünde değil, sadece gerekli olduğunda verilmelidir.<br />
Yapısal bozukluklara yol açmamak için, mümkün olduğu doğal meme yapısındaki emzikler seçilmelidir.<br />
Emziklerin yapısının sağlamlığı her gün kontrol edilmelidir.<br />
Emziğin büyüklüğü ağzın yapısına uygun olmalıdır.</p>
<p>4. Biberon Çürüğü:<br />
Bebeklerde bazen dişlerin üzerinde sürer sürmez kahverengi lekeler oluştuğu ya da bu dişlerin kırılıp döküldüğü gözlenir. Aslında bu lekeler diş çürükleridir ve dişler de çürük nedeniyle kırılır. Bu kadar erken bir dönemde çürük oluşmasının nedeni de biberon çürüğü adı verilen çürüklerdir. Bebek beslenmesinde en önemli besin olan anne sütü ya da inek sütü doğal olarak şeker içerir. Gece yatmadan önce yada uyku sırasında bebek anne sütü ya da biberon emerse süt ağızda birikerek mikropların dişleri çürütmesi için elverişli bir ortam oluşturur. Bu nedenle özellikle gece beslenmesi sonrası dişlerin temizliğine özen gösterilmelidir.</p>
<p>Bebeklerde meydana gelen çürüklerin tedavisi çok güç olduğundan, koruyucu önlemlerin erken dönemde alınması gerekir. Bun önlemler şunlardır:<br />
* Bebeğinizin gece ağzında biberonla uyuma alışkanlığını önleyin.<br />
* Beslendikten sonra uyutmaya çalışın.<br />
* Biberondaki süte şeker, bal pekmez gibi tatlandırıcılar ilave etmeyin.<br />
* Bebek beslendikten sonra mutlaka su içirin.<br />
* İlk dişlerin sürmeye başlamasıyla gece ve sabah beslenmeleri sonrası temiz, ıslak bir tülbent ile dişlerini silerek temizleyin.</p>
<p>Biberon çürüğü görülen dişler tedavi edilmezse ağrı yapar ve iltihaplanır. İltihaplı ya da ağrıyan dişler bebeğin huzursuzlanmasına ve beslenme düzeninin bozulmasına neden olur. İltihap alttan gelecek kalıcı dişler de etkileyip şekillerinin bozuk olmasına yol açar. Bu dişler çekilmek zorunda kalırsa çocukta konuşma problemleri ortaya çıkabilir.</p>
<p>Biberonun yanı sıra emziklerin ağlayan bebekleri susturmak amacıyla bal, pekmez, reçel gibi tatlandırıcılara batırılarak verilmesi de biberon çürüklerinin başka bir nedenidir. Bunun yanı sıra, dişler sürdükten sonra oyalanmak amacıyla bebeğin eline verilen karbohidratlı-şekerli gıdalar da diş çürüklerine neden olur. Çocuğu bu tür gıdaların yerine elma, havuç gibi besin değeri yüksek; diş temizliğine yardımcı gıdalara yönlendirmek gerekir.</p>
<p>Çocuklarda hangi diş macunu ne kadar kullanılmalıdır?<br />
Bebeklik döneminde ve üç yaşına kadar çocuklarda diş macunu kullanımı önerilmez. Diş macunu kullanımına üç yaşından sonra başlanmalıdır.Ancak reklamlarda gördüğünüz gibi 3-5 cm. değil, bir leblebi kadar macun fırçalama için yeterli olacaktır.</p>
<p>Diş macunu kullanımına başlandığı dönemde, florürlü diş macunlarından herhangi biri tercih edilebilir. Önemli olan çocuğun seçilen macunun tadını sevip istek duymasıdır.</p>
<p>Fırçalama işleminde macundan çok, etkili bir fırçalama işleminin önemli olduğunu unutmamak gerekir.</p>
<p>Çocuk dişlerinde acil durumlar:<br />
* Diş Ağrısı: Ağrıyan dişin çevresini temizleyin. Ilık tuzlu su ile gargara yaptırın ve eğer varsa sıkışmış yiyecek artıklarını diş ipi ile uzaklaştırın. Asla dişin üzerine aspirin ya da benzeri ilaçlar koymayın. Çocuğunuza daha önce de denemiş olduğunuz bir ağrı kesici verin ve en kısa sürede bir diş hekimine götürün.</p>
<p>* Isırılmış Dudak, Dil, Dudak Yada Yanak: Yaralı bölgeye buz koyun. Eğer kanama varsa, temiz bir gazlı bez ile hafifçe basınç uygulayın. Kanama 15 dakika içinde durmazsa diş hekiminize başvurun.</p>
<p>* Diş Tümüyle Çıkmışsa: Dişi bulun. Köküne mümkün olduğunca dokunmadan alın. Diş hekimine gidene kadar dişi saklamak için en ideal ortam süttür. Temiz bir kapta sütün içinde koruyarak en kısa sürede diş hekiminize gidin.</p>
<p>* Süt Veya Sürekli Dişlere Travma: Hiç zaman kaybetmeden diş hekiminiz ile temasa geçin. Travmalardan sonra her kaybedilen saat oluşan hasarı büyütmektedir.</p>
<p>* Diş Hekiminize ulaşana Kadar: Yarayı ılık su ile temizleyin. O bölgeye soğuk kompres uygulayın. Varsa Kırık diş parçalarını saklayın.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yasamrehberim.net/cocuklarda-dis-sagligi-dis-hastaliklari-ve-oneriler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda diş çürüklerinin nedenleri</title>
		<link>http://www.yasamrehberim.net/cocuklarda-dis-curuklerinin-nedenleri.html</link>
		<comments>http://www.yasamrehberim.net/cocuklarda-dis-curuklerinin-nedenleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Mar 2010 16:55:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ağız ve Diş Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yasamrehberim.net/?p=316</guid>
		<description><![CDATA[Çocukların dişleri, ergenlere göre çok daha kolay çürüyor. Yerlerine yenisinin geleceği beklentisi olsa bile, bu ciddi bir sağlık sorunu. İşte çocuk dişinin daha hızlı çürümesinin nedeni ve bazı öneriler. Süt dişleri normal dişlere oranla daha çok organik madde içerirler, bu nedenle çürümeye daha yatkınlardır, daha kolay ve hızlı çürürler.
Çocuklar, çürüğün erken döneminde görülebilen soğuk sıcak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukların dişleri, ergenlere göre çok daha kolay çürüyor. Yerlerine yenisinin geleceği beklentisi olsa bile, bu ciddi bir sağlık sorunu. İşte çocuk dişinin daha hızlı çürümesinin nedeni ve bazı öneriler. Süt dişleri normal dişlere oranla daha çok organik madde içerirler, bu nedenle çürümeye daha yatkınlardır, daha kolay ve hızlı çürürler.<span id="more-316"></span></p>
<p>Çocuklar, çürüğün erken döneminde görülebilen soğuk sıcak hassasiyeti ve hafif ağrı gibi sinyalleri zamanında yorumlayamazlar. Olayı ancak dayanılamayacak kadar ağrı olmasında fark ederler ki bu durumda çok geç kalınmış olabilir.</p>
<p>Çocuklar ağız bakımına yetişkinler kadar dikkat edemezler. Çocuğun el becerisi, merakı ve ebeveynin tutumu diş fırçalama alışkanlığını belirler.</p>
<p>Özellikle annelerin sıklıkla yaptığı bir hata da emzik ya da biberonu şeker, reçel vb. gibi gıdalara batırarak çocuklara vermeleri veya uyku aralarında şekerli süt, meyve suyu gibi gıdalara alıştırmalarıdır. Böylece beslenme düzensizliğinden dolayı dişler çürümeye yatkın hale gelir.</p>
<p><strong>Çürük oluşumu engellenebilir mi?</strong><br />
Çürüğü tamamen engelleyebilecek bir aşı yada ilaç henüz geliştirilemedi. Ancak, çürük sayısını azaltmaya yönelik bazı malzemeler günümüzde kullanılmaktadır, bunlardan birisi; “fissür örtücü” dediğimiz malzemedir. Diş çürükleri genellikle azı ve küçükazı dişlerinin, çiğneyici yüzlerinde bulunan “fissür” adı verilen oluklarda başlar. Bahsettiğimiz malzemeyle olukların üzeri kapatılıp, o bölgeye mikrop, yemek artığı vs. nin sızması engellenerek çürük başlaması önlenir. Bu işlem, 6 yaşından itibaren çıkan kalıcı azı ve küçükazı dişlerine de uygulanabilir.</p>
<p>Çürüğü engellemenin başka bir yolu da dişlerin çürüğe karşı direncini artırmaktır. Dişlere yüzeysel florür uygulanması suretiyle bu direnç kazandırılır.</p>
<p><strong>Süt dişlerinin önemi nedir?</strong><br />
Süt dişlerinin birinci görevi çocuğun düzgün beslenmesini sağlamaktır. Ayrıca konuşmanın düzgün gelişimi de süt dişlerinin varlığına bağlıdır. Bunların yanında aşağıdaki gibi bir görüntü, hiç kimsenin çocuğunda görmek istemeyeceği ciddi estetik sorunlara yol açmaktadır.</p>
<p>Süt dişleri kapladıkları alanı kendilerinin yerine gelecek olan kalıcı diş için korumakta ve kalıcı diş sürerken ona rehberlik yapmaktadırlar.<br />
Süt dişi erken çekildiği zaman bu doğal yer tutuculuk fonksiyonu da ortadan kalkmaktadır.</p>
<p><strong>Süt dişlerindeki çürükler tedavi edilmeli mi?</strong><br />
Tedavi edilmeyen süt dişi çürükleri, ağrı, kötü koku, çiğneme zorluğu, beslenme bozukluğu ve çirkin görüntüye yol açar. Bu dönemdeki tedavi edilmeyen diş bozuklukları, ileride diş çarpıklığı, çene gelişiminde bozukluk ve genel sağlık problemlerine (romatizmadan kalp rahatsızlıklarına kadar) sebep olabilecektir. Dolayısıyla süt dişlerindeki çürükler, “nasıl olsa yerine yenileri gelecek” yanılgısına düşmeden tedavi edilmelidir.</p>
<p>Süt dişlerindeki çürükler ; ağrı ile çocuğun çok küçük yaşlarda tanışmasına ve gelecekte bazı fobileri olmasına neden olabilir . Ayrıca bu çürükler süt dişlerinin çok erken kaybına neden olabilir.</p>
<p><strong>Çocuklarda diş yaralanmaları</strong><br />
Çocuklarda dişlerin zarar gördüğü kazalarda zaman kaybetmeden müdahalede bulunulmalıdır. Doğru tanı konması çok önemlidir. Bunun için hekiminiz size, kazanın ne zaman ve nerede olduğunu, darbenin ne taraftan geldiğini, kaza sonrası baygınlık, kusma, hafıza kaybı vb. olup olmadığını soracaktır. Verilen bilgiler doğrultusunda en doğru tedavi uygulanabilecektir.</p>
<p>Çocuklardaki diş yaralanmaları, bazen kalıcı dişin tamamıyla yuvasından ayrılmasına sebep olabilir. Bu durumda çıkan diş ile birlikte acilen dişhekiminize gitmelisiniz. Bu esnada diş, bir bardak sütün içinde, eğer süt mevcut değilse, temiz bir su içinde muhafaza edilmelidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yasamrehberim.net/cocuklarda-dis-curuklerinin-nedenleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Okul dönemi çocukların diş sağlığı için çok önemli</title>
		<link>http://www.yasamrehberim.net/okul-donemi-cocuklarin-dis-sagligi-icin-cok-onemli.html</link>
		<comments>http://www.yasamrehberim.net/okul-donemi-cocuklarin-dis-sagligi-icin-cok-onemli.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Mar 2010 16:49:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ağız ve Diş Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yasamrehberim.net/?p=303</guid>
		<description><![CDATA[“Nasıl olsa bu dişler değişecek. Çürümeleri- çekilmeleri problem değil, yani tedavi edilmelerine gerek yok, değil mi?” sorusuna çok muhatap olur diş hekimleri. Hatalı bir ön karar vardır bu soruda; zira 6 ay ila 2,5–3 yaş arasında sürmesi tamamlanan ve “süt dişleri” olarak adlandırılan bu dişlerin bazısı 7 yaş, bazısı ise 11 yaşa kadar ağızda sağlıklı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Nasıl olsa bu dişler değişecek. Çürümeleri- çekilmeleri problem değil, yani tedavi edilmelerine gerek yok, değil mi?” sorusuna çok muhatap olur diş hekimleri. Hatalı bir ön karar vardır bu soruda; zira 6 ay ila 2,5–3 yaş arasında sürmesi tamamlanan ve “süt dişleri” olarak adlandırılan bu dişlerin bazısı 7 yaş, bazısı ise 11 yaşa kadar ağızda sağlıklı olarak kalmalıdır. Bu zaman aralığında dişin kendi vaktinden önce düşmesi, çekilmesi özellikle ortodontik problemlere yol açacaktır.<span id="more-303"></span></p>
<p>Daima dişler için rehber olan bu dişler kaybolduğunda, hatta çürük nedeniyle komşu dişle teması kaybolduğunda bile, daima dişler açısından yer darlığı ve çapraşıklık problemi ortaya çıkmaktadır. Süt dişleri 1–2 mm boşluklarla sıralanır; bu durum normaldir, daima dişlerin düzgün sürmesi açısından da gereklidir. Ön daima dişler sürerken oluşan farklı pozisyonlaşmalar anne-babaları çok çabuk telaşlandırır. Bu “önemseme” bilinci çok güzeldir, ama ortodontik tedavi çoğunlukla süt dişleri değişince planlanmaktadır. İlk daimi diş 6 yaş civarında çıkan azı dişidir, takiben 7–8 yaş gibi kesicilerle başlayan ve 13 yaşa kadar devam eden bir karma dişlenme dönemi vardır. 6 yaşında çıkan ilk daimi azı dişini pek çok ebeveynler, süt dişi olarak düşünüp çürüklerini önemsemezler ve yerine yenisi gelecek olarak düşünürler. Dolaysıyla bu dişlerin sürmesinden hemen sonra bir uzman muayenesi şarttır, koruyucu tedavilerin en iyi planlanacağı dönemdir.</p>
<p>Ağız-diş sağlığı açısından daha küçük bebeklikte bile, bir oyun gibi fırçalama mutlaka başlatılmalı, tüm süt dişleri sürdüğünde yani 2,5–3 yaşta ise mutlaka yapılmalıdır. Yaşları küçük olduğundan, dişlerini fırçalarken, ulaşmaları gereken pek çok yere ulaşamadıkları için özellikle gece yatmadan önce çocuk dişlerini fırçaladıktan sonra, bir kez de anne-baba küçüğün dişlerini etraflıca fırçalamalıdır. Çocuklara özel diş fırçası ve diş macunu kullandırılmalıdır. Elektrikli pilli diş fırçaları tercih edilebilir. Çocukları, macunu yutmamaları hususunda uyarmak gerekir, zaten ilk başlarken belki bir macunsuz fırçalatılabilir.</p>
<p>Yemek düzeniyle alakalı olarak da ara öğünlerde karbonhidratlı yiyeceklerden sakınmak uygun olacaktır. Pasta, kek, dondurma gibi şeyler mümkünse yemekten sonra verilmeli, hemen dişler fırçalatılmalıdır. Fırçalama şansının olmadığı mekânlarda çok fazla bol su ile gargara yapılması çocuğa öğretilmelidir. Okullarda fırçalama için gereken şartlar mutlaka oluşturulmalıdır.</p>
<p>Diğer bir önemli nokta; çocuğun diş hekimi ile mümkün olan en erken yaşta, “ama mutlaka ağrısız” olarak tanışması ve ortama ısınmasıdır. Yüzeysel bir polisaj (profesyonel fırçalama gibi düşünülebilir) ve anestezi gerektirmeyen fissür örtücü tedavileri, tanışma için en uygun olan tedavilerdir. Fissür örtücü; çürük önleyici dolgu olarak da bilinir ve çocuğun özellikle daima azı dişlerinin çukurcuklarının minimal temizlenip kapatılması ve bu bölgelerden çürümesinin önlenmesini sağlar. Yılda 2 kez yapılacak rutin muayenelere, kısa sürede ve kolayca yapılabilen florama eklenirse koruyucu davranmış oluruz.</p>
<p>Yine çocukların tedavi için aşırı zorlanmaları, elinin-kolunun tutulması gibi unutamayacakları kötü anılarına sahip olmamalarına gerekir. Çocuğun yaşı çok küçük ve /veya çok sayıda problemi varsa sedasyonla tedavi pedodontisi tarafından uygulanmalı, işlem tam teşekküllü bir hastanede ve anestezi doktoru refakatinde yapılmalıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yasamrehberim.net/okul-donemi-cocuklarin-dis-sagligi-icin-cok-onemli.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuğunuzu, dişlerine bakmaya alıştırın</title>
		<link>http://www.yasamrehberim.net/cocugunuzu-dislerine-bakmaya-alistirin.html</link>
		<comments>http://www.yasamrehberim.net/cocugunuzu-dislerine-bakmaya-alistirin.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Mar 2010 11:52:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ağız ve Diş Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yasamrehberim.net/?p=242</guid>
		<description><![CDATA[Bebeklikte başlayan diş bakımı ileride sağlıklı dişlere ve ağız yapısına sahip olmayı sağlar. Uzmanlar, bebeklerin diş bakımı hakkında bilgi verdi.
Caddebostan Diş Kliniğinden Diş Hekimi Pertev Kökdemir, bebeklerin diş bakımı konusunda dikkat edilmesi gereken noktaları şöyle sıraladı.
- Çocuğunuza gece yatmadan önceki son beslenmesinde şekerli gıdalar vermeyin.
- Emziğini kesinlikle şekere, bala, pekmeze batırmayın.
- Her beslenmeden sonra su [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bebeklikte başlayan diş bakımı ileride sağlıklı dişlere ve ağız yapısına sahip olmayı sağlar. Uzmanlar, bebeklerin diş bakımı hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Caddebostan Diş Kliniğinden Diş Hekimi Pertev Kökdemir, bebeklerin diş bakımı konusunda dikkat edilmesi gereken noktaları şöyle sıraladı.</p>
<p>- Çocuğunuza gece yatmadan önceki son beslenmesinde şekerli gıdalar vermeyin.<span id="more-242"></span></p>
<p>- Emziğini kesinlikle şekere, bala, pekmeze batırmayın.</p>
<p>- Her beslenmeden sonra su vererek, ağız içinin temizlenmesini sağlayın.</p>
<p>- Her beslenmeden sonra ağız içini ıslak ve gazlı bezle temizleyin.</p>
<p>- İki yaşından itibaren sizin kontrolünüzde günde iki defa dişlerini düzenli fırçalatın.</p>
<p>- Ona yaşına uygun bir diş macunu ve fırçası seçin.</p>
<p>- Çocuğunuzu 6 ayda bir, diş hekimine kontrole götürün.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yasamrehberim.net/cocugunuzu-dislerine-bakmaya-alistirin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Emzirme konusunda bilinmesi gerekenler</title>
		<link>http://www.yasamrehberim.net/emzirme-konusunda-bilinmesi-gerekenler.html</link>
		<comments>http://www.yasamrehberim.net/emzirme-konusunda-bilinmesi-gerekenler.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 15:00:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yasamrehberim.net/?p=164</guid>
		<description><![CDATA[
Dünya Sağlık Örgütü ve UNICEF bebeklerin yaşamının ilk 4 ayında, mümkünse 6 ayında, su dahi almaksızın anne sütü ile beslenmesini önermektedir. Bebeğin tüm biyolojik gereksinimleri için en iyi ve eksiksiz besin anne sütüdür. Bebeğin sağlıklı gelişmesini, büyümesini ve hastalıklardan korunmasını sağlar.
Emzirme bebeğinizle sizin aranızda sağladığı yakın temas nedeniyle özel bir bağ oluşmasına neden olur. Bebeğiniz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://www.yasamrehberim.net/wp-content/uploads/2010/03/emzirme-150x150.jpg" alt="" /></p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü ve UNICEF bebeklerin yaşamının ilk 4 ayında, mümkünse 6 ayında, su dahi almaksızın anne sütü ile beslenmesini önermektedir. Bebeğin tüm biyolojik gereksinimleri için en iyi ve eksiksiz besin anne sütüdür. Bebeğin sağlıklı gelişmesini, büyümesini ve hastalıklardan korunmasını sağlar.<span id="more-164"></span></p>
<p>Emzirme bebeğinizle sizin aranızda sağladığı yakın temas nedeniyle özel bir bağ oluşmasına neden olur. Bebeğiniz doğduktan sonra ilk yarım saat içinde sütünüzün gelmesini beklemeden ve kesinlikle şekerli su vermeden mutlaka emzirmelisiniz. İlk 48 saat içinde sık emzirmek sütün yeterliliği açısından önem taşır. Çünkü sık emmeye bağlı olarak süt salgısında artış olacaktır. Bu nedenle sütünüz henüz gelmemiş bile olsa sık emzirmeye devam ediniz.</p>
<p>Kolostrum adı verilen ilk süt protein bakımından oldukça zengindir ve içinde bebeği bulaşıcı hastalıklardan koruyacak bol miktarda antikor taşımaktadır. Kıvamı koyu ve sarımsı bir rengi olan kolostrum sonraki birkaç gün içinde normal anne sütüne dönüşecektir.</p>
<p>Kolostrum sıvısı hamileliğinizin yedinci ayından sonra sağılabilir. Bu aylarda duş altında memenin ayla kısmına (meme başı etrafında bulunan koyu renkli kısım)baş ve işaret parmaklarıyla yapılacak kısa masajlar süt kanallarının açılmasına yardımcı olabilir.</p>
<p>Bebeğinizi emzirmeden önce ellerinizi yıkayın. Yeni kaynatılmış ılık suya batırdığınız pamukla meme başlarınızı silin. Bebeğinizi mümkün olduğu kadar dik bir pozisyonda kucağınıza alın. Meme başınızı bebeğin yanağına değdirerek onun içgüdüsel olarak memenize yönelmesini sağlayın. Bebeğinizin meme başını çevresindeki koyu renkli kısımla (ayla) birlikte ağzına almasını sağlayın. Böylece bebek bu kısma dudaklarıyla bastırdıkça meme başından süt gelir. Sadece meme ucunu emerse yeterli süt alamayacaktır.</p>
<p>Gaz sancılarını engellemek için hava yutmasını en aza indirmek gerekir. Bunun için emzirirken bebeğinizi mümkün olduğu kadar yere dik tutmaya çalışın. Gazını çıkarmak için başını omzunuza dayayıp yine dik bir pozisyonda sırtına hafif hafif vurmanız yeterli olacaktır. Bebeğiniz yuttuğu hava ile birlikte bir kısım sütü geri çıkartabilir. Bu nedenle omzunuza önceden temiz bir peçete ya da mendil koymalısınız. Bu işlem 15-20 dakika sürmelidir.</p>
<p>Anne sütü ile beslenen sağlıklı bir bebeğe ilk üç ayda ayrıca su vermeye gerek yoktur. Ancak kemik ve diş gelişimi için beslenmeye D vitamini eklenmelidir.</p>
<p>Bebeğinizi yan yatırmaya özen gösterin. Bu bebeğinizin çıkaracağı süt veya tükürük salgısının nefes borusuna kaçmasını engelleyecektir.</p>
<p>Bebeğinizi her ağlayışında ve istediğinde emzirmelisiniz. Bu bebeğinizin hem beslenmesini hem de psikolojik olarak doyuma ulaşmasını sağlayacaktır.</p>
<p>Süt üretiminin uyarılabilmesi için özellikle başlangıçta bebeğinizin her öğünde her iki</p>
<p>memeden de emmesi gerekir. Bir sonraki emzirme öğününde son emzirmede bıraktığınız meme ile başlayın. İlk günlerde emzirme süresi her göğüs için 3-5 dakika olabilir. Bebeğin emme gücünün artmasıyla birlikte bu süre 10-15 dakikaya uzayacaktır.15 dakika bir göğüs, 15 dakika diğer göğüs şeklinde 30 dakikalık bir emzirme yeterli beslenmeyi sağlar.</p>
<p>Bebeğiniz emzirme sırasında genellikle uyuya kalır. Göğüs değiştirme sırasında hafif uyarılarla uyandırılarak diğer göğsü de emmesi sağlanabilir.</p>
<p>Göğüs temizliği ve bakımı için kaynatılmış ılık suyla ıslatılmış pamukla silmek yeterli olacaktır. Emzirmeden sonra meme başlarınızı dikkatle kurulayın ve sutyeninizin içine temiz bir bez ya da göğüs pedi koyarak kuru kalmalarını sağlayın. Sızan sütle nemlenir nemlenmez bezi değiştirin. Emzirmenin sonunda göğüs ucu sıkılarak çıkan sütün meme başı veya etrafına sürülerek bırakılması göğsün yumuşak kalmasına yardımcı olur.</p>
<p>Hamilelik döneminde olduğu gibi emzirme döneminde de doktorunuza danışmadan ilaç kullanmamaya özen gösterin.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yasamrehberim.net/emzirme-konusunda-bilinmesi-gerekenler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda idrar yolu enfeksiyonları</title>
		<link>http://www.yasamrehberim.net/cocuklarda-idrar-yolu-enfeksiyonlari.html</link>
		<comments>http://www.yasamrehberim.net/cocuklarda-idrar-yolu-enfeksiyonlari.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 14:56:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yasamrehberim.net/?p=158</guid>
		<description><![CDATA[İdrar yolu enfeksiyonları çocukluk çağında en sık görülen bakteriyel enfeksiyonlardan biridir. İdrar yolu enfeksiyonlarının yaklaşık yarısı akut pyelonefrit şeklinde böbrekte oluşur. Akut pyelonefrit geçiren böbrekte kalıcı hasar oluşma riski vardır ve bu durum daha sonraki dönemlerde böbrek fonksiyonlarında bozulma ve hipertansiyona yol açabilir.
Hastaların çoğunda erken tedavi yapılarak ve obstrüksiyon veya vezikoüreteral reflü gibi kolaylaştırıcı faktörlerin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://www.yasamrehberim.net/wp-content/uploads/2010/03/idrar-150x150.png" alt="" />İdrar yolu enfeksiyonları çocukluk çağında en sık görülen bakteriyel enfeksiyonlardan biridir. İdrar yolu enfeksiyonlarının yaklaşık yarısı akut pyelonefrit şeklinde böbrekte oluşur. Akut pyelonefrit geçiren böbrekte kalıcı hasar oluşma riski vardır ve bu durum daha sonraki dönemlerde böbrek fonksiyonlarında bozulma ve hipertansiyona yol açabilir.<span id="more-158"></span></p>
<p>Hastaların çoğunda erken tedavi yapılarak ve obstrüksiyon veya vezikoüreteral reflü gibi kolaylaştırıcı faktörlerin araştırılması ile renal hasar önlenebilir veya azaltılabilir.</p>
<p>Üst üriner sistem enfeksiyonu (Üst idrar yolu enfeksiyonu): Üreter (üreterit), renal pelvis (pyelit), veya renal pelvis + renal parenkimde oluşan (pyelonefrit) enfeksiyonları ifade eder.</p>
<p>Alt üriner sistem enfeksiyonu (Alt idrar yolu enfeksiyonu): Üretra (üretrit) ve mesane (sistit) enfeksiyonlarını ifade eder.</p>
<p>Primer (unkomplike) idrar yolu enfeksiyonu: Beraberinde taş, anatomik anomali, yabancı cisim gibi idrar yolu enfeksiyonu oluşumunu kolaylaştırıcı bir faktörün olmadığı enfeksiyonları tanımlar.</p>
<p>Sekonder (komplike) idrar yolu enfeksiyonu: Beraberinde taş, anatomik anomali, mesane disfonksiyonu, yabancı cisim gibi idrar yolu enfeksiyonu oluşumunu kolaylaştırıcı bir faktörün eşlik ettiği enfeksiyonları tanımlar.</p>
<p>Asemptomatik bakteriüri: İdrar yolu enfeksiyonunun klinik belirtileri olmadan idrar kültüründe üreme olan durumları ifade eder.</p>
<p>İdrar yolları sürekli olarak barsak florası ile istila tehdidi altındadır ama lokal savunma mekanizmaları etkin bir korunma sağlar. Bununla birlikte bir çok konak faktörü idrar yolu enfeksiyonunu kolaylaştırabilir ve bakteriler idrar yollarında, daha önemlisi böbrekte, enfeksiyon oluşumunu kolaylaştırıcı özelliklere sahip olabilirler. Bakterilerin bu özellikleri kalıcı hasar riski için de önemlidir. Bakterilerin büyük bir kısmı asendan yolla alt kısımdan idrar yollarına gelirler. Üretra yoluyla mesaneye ulaşan bakteri (Bu dönemde üretrit, sistit, sistoüretrit ve asemptomatik bakteriüri şeklinde klinik bulgu verebilir) daha sonra bir veya iki üreter yoluyla böbreklere gelir ve pyelonefrit yapar. Vezikouretrel reflü varlığı ve periüretral floranın bozulması idrar yolu enfeksiyonu riskini arttırır. Yine sünnetsiz erkek çocuklarında prepisiumun altına bakteriyel kolonizasyon sonrasında semptomatik idrar yolu enfeksiyonu oluşabilir. Erken dönemde yapılan sünnet idrar yolu enfeksiyonu gelişimini önleyebilir.</p>
<p><strong>İdrar yolu enfeksiyonunu kolaylaştıran faktörler</strong><br />
İdrar yolu enfeksiyonu geçiren çocukların çoğunda kolaylaştırıcı, enfeksiyon riskini artıran bir faktör yoktur. Bununla birlikte kalıcı renal parenkim hasarını önlemek için araştırmalar ve izlem bu faktörlerin tespiti üzerine yoğunlaşmalıdır. Göz önünde tutulması gereken ilk faktör işeme sonrası idrar torbasında artık (residual) idrar kalmasıdır. Bu durum tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu olan çocuklarda yaygındır ve genellikle mesane disfonksiyonunu gösterir. Mesanenin yetersiz boşalması sfinkter ile detrüsor aktivitesi arasındaki uyumsuzluktan kaynaklanabilir. Kabızlık da mesane fonksiyonunu etkileyebilir ve artık idrar kalmasına sebep olabilir. Eğer bir çocukta enkopresis varsa perineal bölgede fekal bakteri sayısında artış olacak ve idrar yolu enfeksiyonu riski artacaktır. İnfravezikal obstrüksiyon, mesane divertikülü ve taş da enfeksiyon oluşumunu kolaylaştırıcı faktörlerdir. Çocuklar bu işlemler sırasında antibiyotik almış olsalar bile kateterizasyon veya sistoskopi sonrasında idrar yolu enfeksiyonu görülebilir. Nadiren tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu olan çocuklarda idrar yolları ile gastrointestinal sistem arasında fistül oluşumu tespit edilebilir.</p>
<p><strong>Kalıcı renal hasar için risk faktörleri</strong><br />
Renal parenkim enfeksiyonları kalıcı renal hasarla sonuçlanabilir. Obstruksiyon ve dilate vezikoüreteral reflü varlığı, tedavide gecikme ve tekrarlayan pyelonefrit atakları kalıcı hasar riskini arttırır. Küçük çocuklar kalıcı renal hasar için daha yüksek riske sahiptirler. Ürolojik bir anormallik olsun veya olmasın süt çocukluğu ve erken çocukluk çağında renal parenkim daha kolay zedelenebilir bir yapıya sahiptir. Yeni pyelonefrit atakları geçirseler bile büyük çocuklarda yeni böbrek hasarı oluşumuna sıklıkla rastlanmaz.</p>
<p>İdrar yolu enfeksiyonu olan küçük bir çocukta pyelonefrite bağlı renal hasarın en önemli sebebi tanıda gecikmedir. Tam, doğru bir tanı konulmaksızın ateşli bir çocuğun tedavi edilmesi ideal yaklaşım olmayacaktır. Bakterinin virülans özellikleri de idrar yolu enfeksiyonu oluşumunda önemlidir. Az virulan olan bakterilerin çok virülan bakterilere göre daha fazla hasar oluşturma riskine sahip olduğu görülmektedir.</p>
<p><strong>Malformasyonlar</strong><br />
İnfravezikal obstrüksiyon ciddi renal hasar riskini arttırır. Renal parenkim yeterince gelişmemiş, displastik olabilir ve renal parenkim pyelonefritik enfeksiyonlara daha hassas görünmektedir. Vezikoüreteral reflü üst idrar yolu enfeksiyonu riskini arttırır. Eğer vezikoüreteral reflü dilate ise (grade III-V) pyelonefritik hasar riski daha da artar.<br />
<strong><br />
Bakteriyel virülans faktörleri</strong><br />
P fimbrialı Esherichia coli üriner kanal mukozasına daha iyi yapışır ve sıklıkla daha ciddi enfeksiyonlar yapar. Pyelonefritli hastalardan izole edilen E.coli türlerinin %80′den fazlası P fimbrialıdır. Buna karşın sistitli hastalardan izole edilenlerin ise sadece % 30′u P fimbrialıdır.</p>
<p><strong>Klinik özellikler</strong><br />
Pyelonefritli küçük çocuklarda (2 yaş altı) belirtiler genellikle nonspesifiktir. Çoğu çocukta genel bir kötülük hali ile birlikte sadece ateş vardır. Çocuk soluk olabilir, iştahsızlık, tekrarlayan kusmalar ve sulu gaita çıkarma olabilir. Hayatın ilk haftasında doğum ağırlığının %10′undan fazlasının kaybedilmesi veya takip eden aylarda yeterli ağırlık artışının olmayışı idrar yolu enfeksiyonuna işaret edebilir. İdrar yolu enfeksiyonlu çocuklarda belirtiler nonspesifik olduğu için, vücudun başka bir yerinde ciddi enfeksiyon bulgusu olmayan ateşli bir çocukta idrar kültürü ile birlikte idrar analizi yapılması doğru tanı konulmasında oldukça önemlidir. Çocuklarda solunum sistemi enfeksiyonları çok sıktır ve kırmızı bir kulak zarı veya boğaz idrar analizi yapılmasının ihmal edilmesini gerektirmez. Septisemi ve bakteriyel menenjit bu tablo ile karışabilir ve bazen konjuge hiperbilirubinemi görülebilir.</p>
<p>Daha büyük çocuklarda (1.5-2 yaşından büyük) semptomlar idrar yolu enfeksiyonunu göstermeye daha yatkındır. İşeme sırasında ağrı (dizüri), sık işeme, gündüz veya gece idrar tutamama, karın ağrısı, mesane bölgesine veya böğür kısmına lokalize ağrı, yine palpasyonla mesane üstünde veya böbrek bölgesinde hassasiyet idrar yolu enfeksiyonunu düşündüren belirti ve bulgulardır.</p>
<p>Enfeksiyonun seviyesine göre belirti ve bulgular farklılık gösterir. Başka bir bölgede enfeksiyon bulgusu olmaksızın 38 °C’nin üzerinde ateş, C-reaktif protein düzeyinde yükselme, böbrek konsantrasyon yeteneğinde azalma pyelonefriti desteklerken, işeme belirtilerinin olması (ağrılı işeme, sık işeme, idrar tutamama) daha çok sistit lehine olup, sistittte ateş yoktur veya hafifçe artmıştır, C-reaktif protein normal veya hafifçe artmış, böbrek konsantrasyon yeteneği ise normaldir.</p>
<p>Asemptomatik bakteriüride belirti ya yoktur veya çok hafif olabilir. Asemptomatik bakteriüri çocuklarda seyrek bir durum değildir. Pozitif idrar kültürlerinin %1-2’si asemptomatik bakteriürili çocuklardır. Asemptomatik bakteriüri sebebi olan bakteri türlerinin zamanla virülans özelliklerini kaybettiği görülmüştür. Asemptomatik bakteriüri renal parenkim hasarına sebep olmaz. Bu durum vezikoüreteral reflülü hastalarda da gözlemlenmiştir ve asemptomatik bakteriürisi olan vezikoüreteral reflülü hastaların uzun dönem izleminde böbrekte bir bozulma görülmemiştir. Asemptomatik bakteriüri türlerinin daha virülan bakterilere karşı koruyucu olduğu görülmektedir.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Laboratuar araştırmaları</span></strong></p>
<p><strong>İdrar analizi</strong><br />
İdrar yolu enfeksiyonunun tanısında ilk basamak idrarın mikroskop ve dipstiklerle değerlendirilmesidir. Lökosit sayısında artış, beraberinde eritrosit sayısında artış ve hafif proteinüri idrar yolu enfeksiyonuna işaret eder. Eğer idrarda dipstikle nitrit pozitifliği varsa idrar yolu enfeksiyonu muhtemeldir. Bununla birlikte bazen prepisium altında kolonize olmuş bakterilerle idrarın kontamine olması da nitrit pozitifliğine sebep olabilir. Pyelonefritli çocukların sadece %50’sinde nitrit pozitifliği vardır. Negatif nitrit testi idrar yolu enfeksiyonu olmadığı anlamına gelmez. Yine özellikle sabah ilk idrarında konsantrasyon kabiliyetinde azalmanın tespit edilmesi, yani düşük dansiteli idrar pyelonefrit lehine yorumlanabilir.</p>
<p>Antibiyogramla beraber yapılmış olan bir idrar kültürü idrar yolu enfeksiyonunun tanı ve tedavisi için şarttır. Kültür örneği alırken muhtemel bir kontaminasyondan sakınmak önemlidir. Küçük çocuklarda idrarın suprapubik aspirasyon yoluyla alınması kontaminasyondan sakınmak ve gereksiz yere idrar yolu enfeksiyonu tanısı konulmasını önlemek için en iyi yoldur. Bu yöntemin önemli bir komplikasyonu yoktur. Torba yoluyla toplanan idrarda kontaminasyon riski ve yanlışlıkla idrar yolu enfeksiyonu tanısı konulma riski yüksektir. İdrar toplamak için mesane kateterizasyonunun kullanılmasında infeksiyonsuz bir çocukta bakterinin üriner sisteme inokule edilmesi riski vardır. Kateterizasyon eğer hemen tedavi başlanacaksa tavsiye edilmektedir. Büyük çocuklarda orta akım idrar örneği kontaminasyondan sakınmak için alınması gereken idrardır. İdrar yolu enfeksiyonu tanısının konulmasında idrar toplama yöntemine göre üreyen mikroorganizma sayısı önemlilik arzeder. Temiz bir şekilde alınmış torba yöntemi veya orta akım idrarında 105/ml üzerinde bakteri anlamlı iken, suprapubik aspirasyonla alınmış idrar örneğinde herhangi bir sayıda üretilmiş mikroorganizma tanı koymak için yeterlidir. Alınan idrar hemen bakılmalıdır. Eğer hemen kültüre edilmeyecekse soğuk bir ortamda bekletilmeli ve laboratuvara soğuk bir ortamda taşınmalıdır. Oda ısısında bekleyen idrarda saatler içinde bakteri sayısı artacak ve yanlış tanıya sebep olacaktır.</p>
<p>İdrar yolu enfeksiyonlarında en sık izole edilen mikroorganizma Escherichia coli’dir (%80-90). Bunun yanında proteus, enterokok, stafilokok ve pseudomonas da, özellikle tekrarlayan ve idrar yolu anomalisi olan çocuklarda daha fazla olmak üzere, idrar yolu enfeksiyonuna sebep olabilir.</p>
<p><strong>Kan testleri</strong><br />
Lökosit sayısında artış özellikle pyelonefrit varlığında görülebilir. C-reaktif proteinde (CRP) artış pyelonefriti gösterir, ancak hastalığın başlangıcından 24 saat sonra yükselmeye başlar. Yine enfeksiyondan sonraki birkaç gün içinde eritrosit sedimentasyon hızı (ESH) yükselecektir. CRP ve ESH’da artış pyelonefrit lehinedir. Eğer çocukta ciddi septisemi veya dehidratasyon yoksa serum kreatinin ve üre düzeyleri genellikle normaldir.</p>
<p><strong>Radyolojik araştırmalar</strong><br />
İlk kez idrar yolu enfeksiyonu geçiren bir çocukta obstrüksiyonu ve anatomik malformasyonları değerlendirmek için ürolojik ultrasonografi yapmak önemlidir. Bu durum özellikle küçük çocuklarda özel önem arzeder. Ultrasonografi ile renal parenkim hakkında da bilgi edinilir. Ayrıca ultrasonografi hemen her yerde bulunan, ucuz, noninvaziv ve radyasyon riski olmayan bir tetkik aracıdır.</p>
<p>DMSA sintigrafi pyelonefritik süreci gösteren en önemli tetkik yöntemidir ve günümüzde pyelonefrit tanısının konulmasında altın standart yöntem olarak kabul edilmektedir. Renal parenkimal hasarı göstermede çok duyarlıdır. Bununla birlikte akut ve kronik olayları ayırmak güç olabilir. Kalıcı hasarı belirlemek için pyelonefrit atağından altı ay sonra bu tetkikle tekrar renal parenkim değerlendirilmelidir.</p>
<p><strong>Tedavi ve izlenmesi gereken yollar</strong><br />
İdrar yolu enfeksiyonunda özellikle de pyelonefritte kalıcı renal hasar oluşumunu önlemek için erken ve yeterli antimikrobiyal tedavi şarttır. İdrar kültürünün sonucunun alınması zaman gerektirebilir. İdrar kültürü için idrar alındıktan sonra idrar yolu enfeksiyonuna en sık sebep olan bakterileri kapsayan antimikrobiyal tedaviye hemen başlanmalıdır. Pyelonefritte tedavi süresi 10 gün, alt idrar yolları enfeksiyonlarında (sistit ve üretrit) ise beş gündür. Ağızdan verilen ilaç tedavisi idrar yolu enfeksiyonu için yeterlidir. Bununla birlikte çok küçük çocuklarda, kusan, ağızdan ilaç kullanamayan veya tedaviye uyumunda şüphe duyulan hastalarda parenteral tedavi tercih edilmelidir. Normalde uygun antimikrobiyal tedavi ile idrar 24 saat içinde steril hale gelir ve hasta klinik olarak düzelmeye başlar. 48 saat içinde klinik cevap olmayan veya kültür sonucunda ampirik olarak başlanan antimikrobiyal ajana dirençli bir mikroorganizmanın izole edildiği durumlarda ilaç değişikliğine gidilmelidir.</p>
<p>İdrar yolu enfeksiyonlarında en sık tercih edilen ilaçlar hastanın yaşı, enfeksiyonun yeri, bölgesel antibiyotik direnci gibi faktörlere bağlı olarak değişmekle birlikte, ampsislin ve ampisilin türevleri, sefalosporinler, trimetoprim-sülfometaksazol, nitrofrontain, aminoglikozidler ve siprofloksasin’dir. Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu olanlarda özellikle de dilate vezikoüreteral reflü, nörojenik mesane gibi ürolojik anormalliği olan hastalarda düşük doz antbiyotik proflaksisi uygulanabilir. Proflakside seçilen ilaçlar uzun yarı ömrü olan ilaçlardan seçilmeli ve akşam yatarken verilmelidir. Proflaksinin süresi için standart belirlenmiş bir süre yoktur ve hastanın özelliğine göre değişir. Vezikoureteral reflü veya mesane disfonksiyonu şüphesi olan hastalarda mutlaka voiding sistoüreerogram tetkiki yapılarak reflü ve mesane veya üretra anomalilerinin varlığı araştırılmalıdır.</p>
<p>Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu olan çocuklarda barğısak fonksiyonları da düzenlenmeli ve kabızlık varsa mutlaka tedavi edilmelidir. Bu hastalar mesane fonksiyonları açısından değerlendirilip iyi bir işeme eğitimi verilmelidir. Bu çocuklarda tuvalet temizliğine dikkat edilmeli, tuvalet temizliğinin önden arkaya doğru yapılması ailelere tavsiye edilmelidir. Yine tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu olan erkek çocuklarında erken dönemde sünnet yapılması enfeksiyon sıklığında önemli derecede azalmaya sebep olacaktır.</p>
<p>Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu olan, komplike idrar yolu enfeksiyonlu çocukların pediatrik nefroloji uzmanı tarafından izlenmesi daha uygun bir yaklaşım tarzı olabilir.</p>
<p>Doç. Dr. M Hakan POYRAZOĞLU</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yasamrehberim.net/cocuklarda-idrar-yolu-enfeksiyonlari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kızamık hastalığının nedenleri ve tedavi yöntemleri</title>
		<link>http://www.yasamrehberim.net/kizamik-hastaliginin-nedenleri-ve-tedavi-yontemleri.html</link>
		<comments>http://www.yasamrehberim.net/kizamik-hastaliginin-nedenleri-ve-tedavi-yontemleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 14:55:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yasamrehberim.net/?p=156</guid>
		<description><![CDATA[
Kızamık, özel bir virüsle (Morbilli) meydana gelen, bulaşıcı bir çocukluk hastalığıdır. Kızamık hastalığı ilk olarak 860 senesinde Farslı hekim Razi tarafından farkedilmiştir.
Sydenham ise 17. asrın ikinci yarısında hastalığı tarif etmiş ve 18. yüzyıldan itibaren de kızamık salgınları tanınmaya başlamıştır. 1911′de Anderson ve Goldbergen, kızamığı insanlardan maymunlara nakletmişler ve sebebinin bir virüs olduğunu bildirmişlerdir.
Kızamık hastalığının nedenleri
Kızamığın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://www.yasamrehberim.net/wp-content/uploads/2010/03/kızamık-150x150.jpg" alt="" /></p>
<p>Kızamık, özel bir virüsle (Morbilli) meydana gelen, bulaşıcı bir çocukluk hastalığıdır. Kızamık hastalığı ilk olarak 860 senesinde Farslı hekim Razi tarafından farkedilmiştir.</p>
<p>Sydenham ise 17. asrın ikinci yarısında hastalığı tarif etmiş ve 18. yüzyıldan itibaren de kızamık salgınları tanınmaya başlamıştır. 1911′de Anderson ve Goldbergen, kızamığı insanlardan maymunlara nakletmişler ve sebebinin bir virüs olduğunu bildirmişlerdir.<span id="more-156"></span></p>
<p><strong>Kızamık hastalığının nedenleri</strong></p>
<p>Kızamığın etkeni olan virüs, hastaların burun ve yutak salgılarıyla çıkan damlacıklarda bulunur; ağız ya da burundan üst solunum yollarına ya da dolaylı olarak konjunktiva mukozasına girer. Vücuda girdiği yerde üreyerek düşük miktarda bütün vücuda yayılır ve lenf dokusu hücrelerinde üremeyi sürdürür. Daha sonra ikinci kez, çok daha uzun süreli ve kitlesel olarak kana yayılır. Bu döneme ilişkin ilk belirtiler virüsün bulaşmasından yaklaşık 9-10 gün sonra ortaya çıkar.</p>
<p>Hastalık bu aşamadan sonra, 14-15′inci güne değin çok bulaşıcıdır. Virüsün vücuda girmesinden yaklaşık 14 gün sonra döküntülerin başlamasıyla virüsün üremesi azalır; 16. günden sonra genellikle kanda virüse rastlanmaz. Yalnız idrarda bulunan virüs bu ortamda varlığım günlerce sürdürür.</p>
<p>Döküntüler kanda hastalığa özgü antikorların belirmesi ve hastanın iyileşmeye başlamasıyla aynı dönemde görülür; kızarıklıkların pul pul dökülmeye başlamasıyla bulaşıcılık dönemi bütünüyle sona erer.</p>
<p><strong>Kızamık hastalığının bulaşması</strong></p>
<p>Kızamığın derideki belirtileri yaygın döküntülerdir. Kızamık tüm dünyada yaygın olarak rastlanan döküntülü bir hastalıktır. Etkeni, çok küçük ve vücudun dışındaki kimyasal ve fiziksel etkenlere karşı çok az direnci olan bir virüstür.</p>
<p>Hastadan sağlıklı kişilere üst solunum yolları yoluyla ve özellikle konuşurken ve öksürürken çıkan tükürük damlacıkları aracılığıyla kolayca bulaşır. Bulaşmanın bu kadar kolay oluşu nedeniyle kızamık genellikle ilkbahar ve sonbahar aylarında küçük salgınlar halinde görülür.</p>
<p>Kızamık salgınında hastalığa önce çocuklar yakalanır; erişkinlerin büyük bir bölümü ile üç aylıktan küçük bebekler salgını, hastalığa yakalanmadan atlatabilir. îlk bakışta tuhaf görünen bu olay kolayca açıklanabilir. Vücut ilk kez virüsle karşılaştığında hastalığa yakalanır ve virüse özgü antikor üretmeye başlar.</p>
<p>Kandaki bu antikorlar virüsle yeniden karşılaştığında, virüsü etkisizleştirir. Böylece hastalığa karşı direnç geliştirilmiş olur. Süt çocukları anne karnındaki yaşamlarında bu antikorları annelerinden aldıklarından, erişkinlerin büyük bir bölümü de çocukluk çağında hastalığa tutulduklarından salgından etkilenmezler.</p>
<p>Hastalığın ileri derecede bulaşıcı olması nedeniyle 2-4 yılda bir kızamık salgınları ortaya çıkar. Bir toplulukta salgın görüldüğünde, bağışıklığı olmayan bütün bireyler hastalanır ve bağışıklık kazanır; bu nedenle, hastalığa yakalanacak yeni bireylerin ortaya çıkması için belli bir süre geçmesi gerekir.</p>
<p><strong>Kızamık hastalığının belirtiler</strong></p>
<p>Kızamıkta sıklıkla belirgin olarak birbirinden ayrılabilen dört dönem gözlenir: kuluçka dönemi, döküntü öncesi dönem (prodrom dönemi), döküntülü dönem ve iyileşme dönemi.</p>
<p>Bulaşma kuluçka döneminde anında başlar, virüs 8-12 gün boyunca vücutta belirti vermeden ürer. Normal olarak 10. günde döküntü öncesi dönem başlar, ateş hızla yükselir ve ağızda yanağın içinde, azıdişleri hizasında kırmızı bir alanla çevrili küçük beyaz lekeler belirir; bu lekeler ilk tanımlayan hekimin adıyla anılır (koplik lekeleri).</p>
<p>2-3 günden fazla sürmeyen bu dönemde çocuk isteksiz, yorgun ve uykuludur; iştahı azalmıştır, aksırır, hırıltılı, inatçı ve kuru bir öksürüğü vardır. Sulanan ve kızaran gözleri güçlü ışıktan rahatsız olduğundan ışıklı ortamlardan uzak durur. Bu aşamada kızamığa henüz tam konmamış olsa da son derece bulaşıcıdır ve çocuğun enfeksiyonu aile bireylerine yayma olasılığı yüksektir.</p>
<p>Ateşin geçici olarak azalmasıyla döküntülü dönem başlar. Döküntüler başlangıçta düz, sınırları belirgin pembe renkli küçük lekeler biçimindedir; daha sonra hafifçe kabarır, büyür, sayılan artar ve giderek koyulaşıp kırmızılaşır.</p>
<p>Döküntüler çıkarken ateş yemden yükselir ve çocuğun genel durumu kötüleşir. Sürekli yatmak ister ve çok yorgundur, gözleri kolayca sulanır, aksırıklar yerini gerçek bir soğuk algınlığına bırakır, öksürük hala hırıltılı ve çok rahatsız edicidir, özellikle küçük çocuklarda ishal görülür.</p>
<p>Döküntülerin ortaya çıkmasından üç ya da dört gün sonra, ateş hızla düşer; kırıklık hali, öksürük ve soğuk algınlığı kaybolur, çocuk rahatlamış görünür. Döküntüler de ilk ortaya çıktığı bölgelerden başlayarak hızla solar. Kızarıklıkların pullanarak dökülme döneminin ardından çocuğun tümüyle iyileştiği söylenebilir.</p>
<p>Döküntüler hiç bir iz bırakmadan hızla kaybolur; özellikle yüz ve boyun çevresindeki deri pul pul dökülür. Ne var ki, hastalığın bu son evresi her zaman fark edilmez, özellikle hastalığın hafif geçtiği olgularda hiç görülmez</p>
<p><strong>Kızamık hastalığında görülebilecek komplikasyonlar</strong></p>
<p>Tüm olguların yaklaşık yüzde 6’sında komplikasyonlar görülür; iki yasma kadar ve erişkinlerde bu oran daha yüksek olabilir. En sık rastlananlar solunum sistemi komplikasyonlarıdır; döküntülerin ortaya çıkmasından önceki dönemde ve döküntülü dönemde başlayan ve olguların büyük bir bölümünde kızamık virüsünün doğrudan etken olduğu bronş-akciğer iltihapları (bronkopnömoni) ile genellikle bakteri kökenli enfeksiyonlara bağlı olarak iyileşme döneminde görülen-bronş-akciğer iltihaplan ayırt edilmelidir.</p>
<p>İlki özellikle küçük çocuklarda çok ağır geçer ve virüs kökenli olduğundan antibiyotik tedavisiyle tedavi edilmez. Geç dönemde görülen bakteri kökenli bronş-akciğer iltihaplarında, ateş, irinli ve balgamlı öksürük ile solunum güçlüğü görülür. Bu tablo, antibiyotiklerle tedavi edilebildiğinden pek tehlikeli sayılmaz.</p>
<p>Bir başka solunum sistemi komplikasyonu da üç yaşından küçük çocuklarda görülen ve solunum güçlüğüne neden olan gırtlak iltihabıdır (larenjit). Geçmişte çok sık görülen irinli kulak iltihabı (otit) antibiyotik tedavisinin uygulanmasından sonra giderek azalmıştır; virüs kökenli iltihabın yerleştiği ortakulak mukozasında bakterilerin üremesiyle oluşur.</p>
<p>Kızamık komplikasyonlarından en tehlikeli olanı son yıllarda daha sık görünen beyin iltihabıdır (ensefalit). Bin olgudan birinde görülen beyin iltihabı sıklıkla 2-9 yaş arasında ortaya çıkar. iyileşme döneminde ateşin yeniden yükselmesiyle başlar, havale nöbetleri ve koma görülür. Ender rastlanan bazı olgularda çok erken dönemde, döküntüler ortaya çıkmadan önce de başlayabilir. Klinik belirtiler genellikle çok değişken ve ağırdır. Çocuğun 1-2 gün içinde ölmesine yol açan biçimleri de vardır.</p>
<p><strong>Kızamık hastalığının tanısı</strong></p>
<p>Döküntü ortaya çıkmadan önce kızamık tanışı koymak, hastalığın bulaşıcı olup olmadığı da bilinmiyorsa, çok güçtür, îlk belirtiler (ateş, soğuk algınlığı, öksürük vb) kesinlikle hastalığa özgü değildir ve grip gibi üst solunum yolları enfeksiyonlarında da görülür.</p>
<p>Erken dönemde görülen koplik lekeleri tanı açısından büyük önem taşır. Kızamığa özgü döküntüler gerek özellikleri, gerek ortaya çıkış biçimi (kulakların arkasından başlayıp yüze ve vücuda yayılması) açısından tanıyı kolaylaştırır. Gene de döküntünün yukarıda betimlenenden farklı olabileceği de unutulmamalıdır; lekeler kimi zaman çok küçük ve soluk, kimi zaman da büyüktür ve içi sıvı dolu küçük keseciklerle kaplıdır.</p>
<p>Kimi zaman döküntülerin altındaki kılcal damarlar çatlar ve kanamaya benzer bir görünüm ortaya çıkarsa da çok önemli değildir. Döküntülerin görünümü hastalığın gidişini hiçbir zaman etkilemez. Koplik lekeleri başka hiçbir hastalıkta görülmediğinden, kızamığın erken dönemde, özellikle bulaşıcılığın en yüksek olduğu dönemde tanınmasını sağlar.</p>
<p><strong>Kızamık hastalığının tedavisi</strong></p>
<p>Kızamık virüsünü yok eden özel bir ilaç olmadığından belirtileri hafifletmeye yönelik tedavi uygulanır. Konjunktivit için gözler ılık borik asitle yıkanır ve gözkapakları özenle temizlenir.</p>
<p>Soğuk algınlığı sırasında günde birkaç kez burna damar büzücü damla damlatılırsa çocuk daha kolay soluk alıp verebilir, îshal başlasa da özel bir tedavi gerekmez, çocuğa bir iki gün sıvı besinler verilir. Yalnızca solunum sistemi belirtilerinin ağır olduğu az sayıdaki olguda, antibiyotik tedavisi gerekir.</p>
<p>Hasta evinde uygun koşullar sağlandığında rahatlıkla tedavi edilebilir ve komplikasyonlardan korunur. Beslenme ve ortam özellikle önemlidir.</p>
<p>Küçük hasta en az on gün yalnız kalacağından, özellikle nezleli ve döküntülü dönemlerde odasının rahat ve konforlu olması, iyi havalanması, ama hava akımının olmaması, oda sıcaklığının 20°C kadar olması ve odanın aşırı aydınlatılmamış olması gerekir. Bu arada hastanın yalıtılmasının da (karantinaya alınmasının) tartışmalı olduğunu belirtmek gerekir. Çünkü hastalığın en bulaşıcı olduğu aşama, henüz tanı konulamayan döküntü öncesi dönemdir.</p>
<p>Hastalık sırasında sıvı ya da yarı sıvı, kolay sindirilen, sebze çorbası, sütte ezilmiş bisküvi, taze meyve suyu (özellikle şekerli limonata ve portakal suyu) gibi besinler verilmelidir. Özellikle iştahın az, ateşin yüksek olduğu döküntülü evrede çocuk yemek için zorlanmamalıdır.</p>
<p><strong>Kızamık hastalığından korunma yöntemleri</strong></p>
<p>Günümüzde en etkili korunma yöntemi kızamık virüsüne özgü insan gamma globülinidir. Salgınlarda ve çocuğun sağlığının başka hastalıklar nedeniyle kötü olduğu dönemlerde korunmaya önem verilmelidir. Gammagiobülin, bulaşmadan önce uygulandığında, kızamığı etkili bir biçimde önler; geç uygulandığında etkisizdir, yalnızca belirtileri hafifletir.</p>
<p>Kızamık çocuklarda erişkinlere göre daha ağır geçtiğinden en iyi önlem gammagiobülin kullanılarak hastalığın hafif geçmesini sağlamaktır. İki ya da üç yaşından küçük çocuklar dışındaki bireylerde bulaşmayı önlemektense koruyucu önlemlere ağırlık vermek önerilir.</p>
<p>Hastalığı geçiren çocuğun vücudunda kızamık virüsüne özgü antikorlar üretildiğinden yaşam boyu bağışıklık kazanılır. Kızamık aşısı da korunma sağlayabilir; bu amaçla tavuğun embriyon hücrelerinden elde edilen ve etkinliği azaltılmış bir kızamık virüsü türü kullanılır. Aşı, tek dozda derialtına şırınga edilir.</p>
<p>Bebeklere dokuz aydan başlayarak kızamık aşısı yapılabilir. Bu durumda yüzde 95 koruma sağlanır. Bir yaşında yapılan aşılarda ise, koruma oranı yüzde 99′dur. Salgın durumlarında altı aylık bebekler de aşılanabilir. Ama aşının sonradan yinelenmesi gerekir. Aşıdan sonra çocuk çok hafif bir enfeksiyon geçirebilir, ve kalıcı bağışıklık kazanır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yasamrehberim.net/kizamik-hastaliginin-nedenleri-ve-tedavi-yontemleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mikroplar en çok çocukları seviyor</title>
		<link>http://www.yasamrehberim.net/mikroplar-en-cok-cocuklari-seviyor.html</link>
		<comments>http://www.yasamrehberim.net/mikroplar-en-cok-cocuklari-seviyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 14:51:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yasamrehberim.net/?p=153</guid>
		<description><![CDATA[Yaşamımızın her alanında bir arada yaşadığımız mikroplar, bağışıklık sistemimize ve gelişen tıbba meydan okuyor. Özellikle yiyecekler aracılığıyla vücudumuza giren mikroplar, her geçen gün daha çok enfeksiyona ve gıda zehirlenmesine neden oluyor.
Yediğimiz yiyecekler, dokunduğumuz eşyalar hatta temizlik için elimizi yıkadığımız su bile mikrop kaynıyor. İnsanlar, kimi zaman en tehlikeli hastalıklara, kimi zaman zehirlenmelere, kimi zaman da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşamımızın her alanında bir arada yaşadığımız mikroplar, bağışıklık sistemimize ve gelişen tıbba meydan okuyor. Özellikle yiyecekler aracılığıyla vücudumuza giren mikroplar, her geçen gün daha çok enfeksiyona ve gıda zehirlenmesine neden oluyor.<span id="more-153"></span></p>
<p>Yediğimiz yiyecekler, dokunduğumuz eşyalar hatta temizlik için elimizi yıkadığımız su bile mikrop kaynıyor. İnsanlar, kimi zaman en tehlikeli hastalıklara, kimi zaman zehirlenmelere, kimi zaman da öldürmeyen ama süründüren enfeksiyonlara neden olan mikroplarla baş edebilmek için sürekli yeni yollar geliştiriyorlar.</p>
<p>Önceleri mikropla savaşta insanlığın en büyük yardımcısı doğaydı. Ama doğa, değişen dünyaya yetemedi ve büyük salgınlar tüm dünyayı kasıp kavurdu. Osmanlı İmparatorluğu döneminde yaşanan veba salgınları yaşandı. Tifo ve cüzzam insanları korkuttu, verem çaresiz bir hastalık olarak anıldı. Hatta bir kanserin bulaşıcı olduğuna bile inanıldı.</p>
<p>Yeni yeni mikroplar<br />
Şehir ve evlerdeki alt yapı eksikliklerinin giderilmesi ve tıp biliminde ilerleme mikroplarla savaşı kolaylaştırdı. Ancak yeryüzünde hâlâ varlığından haberdar olmadığımız milyonlarca mikrop var.</p>
<p>Anayurdu olan Afrika kıtasından çıkıp hızla transfer olarak bugün dünyada her bir saatte 200′den fazla kişiye bulaşan AIDS; yeni çağın en önemli hastalıklarından AIDS’den çok daha hızlı bir biçimde bulaşan ve son yıllarda tüm dünyayı etkileyen Hepatit B ise kan ve cinsel ilişkinin yanı sıra ağız yoluyla vücuda girerek yılda 1-2 milyon kişinin ölmesine, hastalığı atlatanlarda ise uzun süreli iş gücü kaybı ve yorgunluk sendromuna yol</p>
<p><strong>Grip mikrobu dedikleri…</strong><br />
Hiç modası geçmeyen grip ise insanoğlunun en sıkıcı sorunlarından biri olmaya devam ediyor. Kanada’daki Royal Alexander Hastanesi’nde yapılan grip mikrobuyla ilgili araştırmalar, grip mikrobunun sanıldığı gibi sadece öksürmek ve hapşırmakla değil, dokunmayla bile yayılabileceğini gösteriyor.</p>
<p>Toprağın her gramında Çin’in nüfusu kadar sayıda mikrop yaşıyor. Ve bu mikropların çoğu, yiyecekler aracılığıyla vücudumuza giriyor. Yoğurt, peynir, sirke, turşu gibi fermente ürünler için gerekli mikro organizmalar bile uygun koşullar altında üretilmediğinde gıda zehirlenmelerine ve enfeksiyonlara neden olabiliyor.</p>
<p><strong>Hızla çoğalıyorlar</strong><br />
Araştırmalara göre, bağırsaklardan su ile toprağa, oradan da gıdalara geçen ve gıda zehirlenmelerine neden olan E.coli mikrobunun 10 gram yiyecek maddesi içinde bulunması; 15 dakikada 2, 1 saatte 16, 2 saatte 256, 3 saatte 4098 adet çoğalacağını gösteriyor.</p>
<p>Mikroplar en fazla çocukları seviyor. Dünya Sağlık Örgütü WHO’nun istatistiklerine göre; dünyada her bir dakikada 6 çocuk ishalden, 4 çocuk gıda zehirlenmesinden yaşamını kaybediyor. Aynı istatistiklere göre, gelişmekte olan ülkelerdeki ölümlerin yüzde 44′ü enfeksiyon ve parazitlerden kaynaklanıyor. Kurbanların yüzde 52’sini ise 5 yaşın altındaki çocuklar oluşturuyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yasamrehberim.net/mikroplar-en-cok-cocuklari-seviyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Pnömokok bakterisi çocukları tehdit ediyor</title>
		<link>http://www.yasamrehberim.net/pnomokok-bakterisi-cocuklari-tehdit-ediyor.html</link>
		<comments>http://www.yasamrehberim.net/pnomokok-bakterisi-cocuklari-tehdit-ediyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 14:49:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yasamrehberim.net/?p=149</guid>
		<description><![CDATA[Dünya genelinde dakikada yedi çocuk, pnömokok bakterisinin yol açtığı hastalıklar nedeniyle yaşamını yitiriyor.
Pnömokok Farkındalığı Uzmanlar Konseyi (PACE), dünyada her gün birçok çocuğun zatürre, menenjit, sepsis ve diğer yaşamsal tehdit oluşturan pnömokokal hastalıklar nedeniyle öldüğünü açıkladı. Bu sayının bizde de çok yüksek olduğunu belirten Türkiye Enfeksiyon Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, ülkemizde her yıl bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde dakikada yedi çocuk, pnömokok bakterisinin yol açtığı hastalıklar nedeniyle yaşamını yitiriyor.<br />
Pnömokok Farkındalığı Uzmanlar Konseyi (PACE), dünyada her gün birçok çocuğun zatürre, menenjit, sepsis ve diğer yaşamsal tehdit oluşturan pnömokokal hastalıklar nedeniyle öldüğünü açıkladı. Bu sayının bizde de çok yüksek olduğunu belirten Türkiye Enfeksiyon Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, ülkemizde her yıl <span id="more-149"></span>bu bakteriye bağlı 250 menenjit, 2 bin 500 kana mikrop karışması, 250 bin zatürre, 2,5 milyon da orta kulak iltihabı vakası görüldüğünü belirtiyor. Pnömokok bakterisine bağlı hastalıklara karşı korunmanın en etkili yolu ise aşılanmak.</p>
<p>Ancak, söz konusu aşı, çok pahalı olduğu ve az bulunduğu için, Türkiye’de halen yüzde beş oranında kullanılabiliyor, Ceyhan, yaşamsal önem taşıyan bu aşının her çocuk için ücretsiz yapılan aşılama takvimine girmesi gerektiğini önemle belirtiyor.</p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü, 2007 yılında, pnömokok konjuge aşısının ulusal çocuk bağışıklık programlarına eklenmesi gereken bir öncelik olduğunu bildiren bir belge yayınladı, Bugüne dek 16 Avrupa Birliği üyesi ülke, aşıyı sağlık sistemlerine entegre ederken, bazı ülkeler konuyu gündemlerine aldı, Türkiye’de ise bu aşı, piyasada satışa sunulmasına rağmen sosyal sağlık güvencesi kapsamına girmiyor.</p>
<p>Tüm dünyada, Türkiye Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Derneği de dâhil olmak üzere yaklaşık 30 meslek birliğinin imza attığı PACE Küresel Eylem Çağrısı, pnömokok aşısının ekonomik ve istikrarlı bir fiyat politikası ile çocuklara sunulmasını sağlamayı hedefliyor. PACE’in öngörüsüne göre, yürütülen bu bilinçlendirme çalışmalarının olumlu sonuçlanması durumunda 2030 yılı itibariyle 5,4 milyon çocuğun hayatı kurtulmuş olacak.</p>
<p>Pnömokok bakterisinin neden olduğu hastalıklar her yıl dünyada binlerce çocuğun ölümüne neden oluyor.</p>
<p><strong>PNÖMOKOK NEDİR?</strong><br />
Pnömokok, bebeklik ve çocukluk çağında sık rastlanan ve menenjit, zatürre, kan iltihabı, orta kulak iltihabı, sinüzit gibi hastalıklara yol açan bir bakteridir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yasamrehberim.net/pnomokok-bakterisi-cocuklari-tehdit-ediyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Anne sütü bebekleri daha zeki yapıyor</title>
		<link>http://www.yasamrehberim.net/anne-sutu-bebekleri-daha-zeki-yapiyor.html</link>
		<comments>http://www.yasamrehberim.net/anne-sutu-bebekleri-daha-zeki-yapiyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 14:47:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yasamrehberim.net/?p=145</guid>
		<description><![CDATA[İngiliz Guardian Gazetesi’nin haberine göre, anne sütüyle beslenen bebekler daha zeki oluyor. Yapılan araştırmada 14 bin çocuk, 6.5 yıl boyunca takip edildi.
Bu çocuklardan anne sütüyle beslenenler, hazır sütle beslenenlere kıyasla zeka testlerinde çok daha iyi sonuçlar elde etti. Ancak uzmanlar, zeka gelişimine etki eden faktörün, sütün içerdikleri mi yoksa emzirme sürecinde anne ile bebek arasındaki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İngiliz Guardian Gazetesi’nin haberine göre, anne sütüyle beslenen bebekler daha zeki oluyor. Yapılan araştırmada 14 bin çocuk, 6.5 yıl boyunca takip edildi.<br />
Bu çocuklardan anne sütüyle beslenenler, hazır sütle beslenenlere kıyasla zeka testlerinde çok daha iyi sonuçlar elde etti. Ancak uzmanlar, zeka gelişimine etki eden faktörün,<span id="more-145"></span> sütün içerdikleri mi yoksa emzirme sürecinde anne ile bebek arasındaki fiziksel ve sosyal etkileşim mi olduğuna henüz karar verebilmiş değil.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yasamrehberim.net/anne-sutu-bebekleri-daha-zeki-yapiyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

