<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yaşam ve Sağlık Rehberiniz &#187; Aile Sağlığı</title>
	<atom:link href="http://www.yasamrehberim.net/kategori/aile-sagligi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.yasamrehberim.net</link>
	<description>Yaşam ve sağlığa dair herşey</description>
	<lastBuildDate>Sat, 30 Oct 2010 20:53:34 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Aile planlaması</title>
		<link>http://www.yasamrehberim.net/aile-planlamasi.html</link>
		<comments>http://www.yasamrehberim.net/aile-planlamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 15:01:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı yaşam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yasamrehberim.net/?p=166</guid>
		<description><![CDATA[Toplumların eğitim düzeyi yükseldikçe, doğurma oranı azalmaktadır. Bu, doğum kontrolu ve kürtaj uygulamalarının bir sonucudur. Günümüzde, kadınlar eskisine göre ilk adetlerini daha erken yaşta görmekte ve cinsel ilişkiye daha erken başlamaktadır. Doğum oranı azaldığı için, (kesin bir korunma yöntemi olmamakla birlikte) emzirme doğum kontroluyla ilgili önemli bir etki de göstermemektedir.
Bu nedenle, herhangi bir doğum kontrol [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://www.yasamrehberim.net/wp-content/uploads/2010/03/www_resimcity_com_aile_resimleri_2-150x150.jpg" alt="" />Toplumların eğitim düzeyi yükseldikçe, doğurma oranı azalmaktadır. Bu, doğum kontrolu ve kürtaj uygulamalarının bir sonucudur. Günümüzde, kadınlar eskisine göre ilk adetlerini daha erken yaşta görmekte ve cinsel ilişkiye daha erken başlamaktadır. Doğum oranı azaldığı için, (kesin bir korunma yöntemi olmamakla birlikte) emzirme doğum kontroluyla ilgili önemli bir etki de göstermemektedir.<span id="more-166"></span></p>
<p>Bu nedenle, herhangi bir doğum kontrol yöntemi kullanılmadığı takdirde, çocuk sayısını sınırlandırmak bugün daha da zordur. Yaygın olarak kullanılan doğum kontrol yöntemlerini şu şekilde sıralayabiliriz:</p>
<p>1. Doğum kontrol hapları<br />
2. Uzun etkili doğum kontrol yöntemleri (enjeksiyon,implant vs)<br />
3. Spiral<br />
4. Bariyer yöntemleri (diafram, spermisid, prezervatif vs)<br />
5. Doğal yöntemler (takvim ve çekilme yöntemleri)<br />
6. Cerrahi sterilizasyon (kısırlaştırma)</p>
<p>Ülkemizde bunlardan hangisinin ne oranda kullanıldığı hakkında yeterince bilgi sahibi değiliz. Ancak gelişmiş ülkelerde, en çok kullanılan yöntem doğum kontrol haplarıdır; özellikle cinsel yolla bulaşan hastalıklar nedeniyle, son yıllarda prezervatif kullanımı da artmıştır. Daha çok kadınlarda olmak üzere, her iki cins için de cerrahi kısırlaştırma yöntemi kullanımında dikkat çekici bir artış gözlenmektedir.</p>
<p>Aile planlaması yöntemlerini şu şekilde de sınıflandırabiliriz:<br />
1. Dönüşümsüz yöntemler: Sonradan hiç çocuk istemeyen çiftler için cerrahi kısırlaştırma yöntemi idealdir. Bunun tekrardan düzeltilmesi mümkündür ama, düşük bir olasılıktır. Yan etkilerinin çok az olması ve nispeten basit bir yöntem olması nedeni ile tercih edilir. Erkek kısırlaştırması, lokal anestezialtında 10-15 dakika süren bir işlemdir. Kadın kısırlaştırma işlemi ise, genelanestezi altında laparoskopik yöntemle 15 dakikada yapılan ve hastanın aynı gün evine gönderildiği, basit bir cerrahi girişimdir. Açık ameliyat (minilaparoto-mi) ile yapılırsa hasta birkaç gün hastanede kalabilir. Başarısızlık oranları, erkek sterilizasyonunda % 0.1-0.15, kadın sterilizasyonunda ise % 0.2 civarın-dadır. Yapılan çalışmalar, cerrahi yöntemlerle kısırlaştırılan kadınlarda yu-murtalık kanseri görülme sıklığının azaldığını ortaya koymuştur. Kısırlaştırma işleminin, cinsellik üzerinde olumsuz bir etkiye sahip olmadığı gösterilmiş-tir. Adet kanamaları üzerindeki etki ise, kesin değildir. Çoğu yayında adet kanamalarında değişiklik olmadığı bildirilmektedir ama, bazan kanamada artış görülmektedir.</p>
<p>2. Dönüşümlü yöntemler: Daha sonra çocuk isteyen çiftlerde uygulanır. Hastanıntercihine, kullanıma engel oluşturan bir hastalığının olup olmamasına ve entellektüel durumuna göre farklı yöntemler seçilebilir. Başarısızlık oranları, bazı yöntemler için hastanın uygulamadaki başarısına göre değişir. Takvim yöntemi % 9-25, çekilme yöntemi % 4-19, kombine doğum kontrol hapları % 0.1-3, yalnızca progesteron içeren haplar % 0.5-3, spiral % 0.1-2, cilt altı implantları % 0.05, depo enjeksiyonlar % 0.3, spermisidler % 6-26, servikal kep %9-40, diafram+sper-misidler % 6-20 ve prezervatif % 3-14 başarısızlık riski taşır. Doğum kontrolunun yetersiz uygulanması, kürtaj oranlarında artışa yol açar.Bu, hem halk sağlığı hem de ekonomik açıdan çok daha fazla maliyet getirir.Ayrıca, giderek yaygınlaşan cinsel yolla bulaşan hastalıklar da gözönüne alınarak hastaların bilinçlendirilmesi ve özellikle birden fazla partneri olan kişiler için prezervatif kullanımının özendirilmesi gerekir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yasamrehberim.net/aile-planlamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Emzirme konusunda bilinmesi gerekenler</title>
		<link>http://www.yasamrehberim.net/emzirme-konusunda-bilinmesi-gerekenler.html</link>
		<comments>http://www.yasamrehberim.net/emzirme-konusunda-bilinmesi-gerekenler.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 15:00:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yasamrehberim.net/?p=164</guid>
		<description><![CDATA[
Dünya Sağlık Örgütü ve UNICEF bebeklerin yaşamının ilk 4 ayında, mümkünse 6 ayında, su dahi almaksızın anne sütü ile beslenmesini önermektedir. Bebeğin tüm biyolojik gereksinimleri için en iyi ve eksiksiz besin anne sütüdür. Bebeğin sağlıklı gelişmesini, büyümesini ve hastalıklardan korunmasını sağlar.
Emzirme bebeğinizle sizin aranızda sağladığı yakın temas nedeniyle özel bir bağ oluşmasına neden olur. Bebeğiniz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://www.yasamrehberim.net/wp-content/uploads/2010/03/emzirme-150x150.jpg" alt="" /></p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü ve UNICEF bebeklerin yaşamının ilk 4 ayında, mümkünse 6 ayında, su dahi almaksızın anne sütü ile beslenmesini önermektedir. Bebeğin tüm biyolojik gereksinimleri için en iyi ve eksiksiz besin anne sütüdür. Bebeğin sağlıklı gelişmesini, büyümesini ve hastalıklardan korunmasını sağlar.<span id="more-164"></span></p>
<p>Emzirme bebeğinizle sizin aranızda sağladığı yakın temas nedeniyle özel bir bağ oluşmasına neden olur. Bebeğiniz doğduktan sonra ilk yarım saat içinde sütünüzün gelmesini beklemeden ve kesinlikle şekerli su vermeden mutlaka emzirmelisiniz. İlk 48 saat içinde sık emzirmek sütün yeterliliği açısından önem taşır. Çünkü sık emmeye bağlı olarak süt salgısında artış olacaktır. Bu nedenle sütünüz henüz gelmemiş bile olsa sık emzirmeye devam ediniz.</p>
<p>Kolostrum adı verilen ilk süt protein bakımından oldukça zengindir ve içinde bebeği bulaşıcı hastalıklardan koruyacak bol miktarda antikor taşımaktadır. Kıvamı koyu ve sarımsı bir rengi olan kolostrum sonraki birkaç gün içinde normal anne sütüne dönüşecektir.</p>
<p>Kolostrum sıvısı hamileliğinizin yedinci ayından sonra sağılabilir. Bu aylarda duş altında memenin ayla kısmına (meme başı etrafında bulunan koyu renkli kısım)baş ve işaret parmaklarıyla yapılacak kısa masajlar süt kanallarının açılmasına yardımcı olabilir.</p>
<p>Bebeğinizi emzirmeden önce ellerinizi yıkayın. Yeni kaynatılmış ılık suya batırdığınız pamukla meme başlarınızı silin. Bebeğinizi mümkün olduğu kadar dik bir pozisyonda kucağınıza alın. Meme başınızı bebeğin yanağına değdirerek onun içgüdüsel olarak memenize yönelmesini sağlayın. Bebeğinizin meme başını çevresindeki koyu renkli kısımla (ayla) birlikte ağzına almasını sağlayın. Böylece bebek bu kısma dudaklarıyla bastırdıkça meme başından süt gelir. Sadece meme ucunu emerse yeterli süt alamayacaktır.</p>
<p>Gaz sancılarını engellemek için hava yutmasını en aza indirmek gerekir. Bunun için emzirirken bebeğinizi mümkün olduğu kadar yere dik tutmaya çalışın. Gazını çıkarmak için başını omzunuza dayayıp yine dik bir pozisyonda sırtına hafif hafif vurmanız yeterli olacaktır. Bebeğiniz yuttuğu hava ile birlikte bir kısım sütü geri çıkartabilir. Bu nedenle omzunuza önceden temiz bir peçete ya da mendil koymalısınız. Bu işlem 15-20 dakika sürmelidir.</p>
<p>Anne sütü ile beslenen sağlıklı bir bebeğe ilk üç ayda ayrıca su vermeye gerek yoktur. Ancak kemik ve diş gelişimi için beslenmeye D vitamini eklenmelidir.</p>
<p>Bebeğinizi yan yatırmaya özen gösterin. Bu bebeğinizin çıkaracağı süt veya tükürük salgısının nefes borusuna kaçmasını engelleyecektir.</p>
<p>Bebeğinizi her ağlayışında ve istediğinde emzirmelisiniz. Bu bebeğinizin hem beslenmesini hem de psikolojik olarak doyuma ulaşmasını sağlayacaktır.</p>
<p>Süt üretiminin uyarılabilmesi için özellikle başlangıçta bebeğinizin her öğünde her iki</p>
<p>memeden de emmesi gerekir. Bir sonraki emzirme öğününde son emzirmede bıraktığınız meme ile başlayın. İlk günlerde emzirme süresi her göğüs için 3-5 dakika olabilir. Bebeğin emme gücünün artmasıyla birlikte bu süre 10-15 dakikaya uzayacaktır.15 dakika bir göğüs, 15 dakika diğer göğüs şeklinde 30 dakikalık bir emzirme yeterli beslenmeyi sağlar.</p>
<p>Bebeğiniz emzirme sırasında genellikle uyuya kalır. Göğüs değiştirme sırasında hafif uyarılarla uyandırılarak diğer göğsü de emmesi sağlanabilir.</p>
<p>Göğüs temizliği ve bakımı için kaynatılmış ılık suyla ıslatılmış pamukla silmek yeterli olacaktır. Emzirmeden sonra meme başlarınızı dikkatle kurulayın ve sutyeninizin içine temiz bir bez ya da göğüs pedi koyarak kuru kalmalarını sağlayın. Sızan sütle nemlenir nemlenmez bezi değiştirin. Emzirmenin sonunda göğüs ucu sıkılarak çıkan sütün meme başı veya etrafına sürülerek bırakılması göğsün yumuşak kalmasına yardımcı olur.</p>
<p>Hamilelik döneminde olduğu gibi emzirme döneminde de doktorunuza danışmadan ilaç kullanmamaya özen gösterin.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yasamrehberim.net/emzirme-konusunda-bilinmesi-gerekenler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kısırlık ve tüp bebek</title>
		<link>http://www.yasamrehberim.net/kisirlik-ve-tup-bebek.html</link>
		<comments>http://www.yasamrehberim.net/kisirlik-ve-tup-bebek.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 14:59:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Tüp bebek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yasamrehberim.net/?p=162</guid>
		<description><![CDATA[
Evli çiftlerin, kadının düzenli adet görmesine ve düzenli cinsel ilişkiye girmelerine (haftada 2-3 kez) rağmen bir yıl içinde gebe kalamama durumlarında infertilite (kısırlık) söz konusudur. Fakat bu kavramı herkes için aynı tutmak mümkün değildir. Örneğin daha önce üreme organlarından (rahim, yumurtalık, tüpler gibi) rahatsızlanan veya ameliyat olan kadınlar ile ileri yaşta evlenmiş çiftler için ayrı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://www.yasamrehberim.net/wp-content/uploads/2010/03/tüp-150x150.jpg" alt="" /></p>
<p>Evli çiftlerin, kadının düzenli adet görmesine ve düzenli cinsel ilişkiye girmelerine (haftada 2-3 kez) rağmen bir yıl içinde gebe kalamama durumlarında infertilite (kısırlık) söz konusudur. Fakat bu kavramı herkes için aynı tutmak mümkün değildir. Örneğin daha önce üreme organlarından (rahim, yumurtalık, tüpler gibi) rahatsızlanan veya ameliyat olan kadınlar ile ileri yaşta evlenmiş çiftler için ayrı ayrı değerlendirmek gerekir.<span id="more-162"></span></p>
<p><strong>İnfertilite’nin (kısırlık) sebepleri nelerdir?</strong></p>
<p>Sebepleri erkek, kadın ve bilinmeyen diye üçe ayırabiliriz.</p>
<p><strong>Erkeğe bağlı sebepler</strong></p>
<p>- Sperm sayısının, hareketinin, normal oranının bir veya birkaçının düşük olması</p>
<p>- Azospermi (semende hiç sperm bulunmaması)</p>
<p>- Ejekülasyon (boşalma) problemleri</p>
<p>- İnfeksiyon</p>
<p>- Küçük yaşta geçirilmiş ateşli hastalıklar</p>
<p>- Genetik problemler</p>
<p>- Varikosel</p>
<p><strong>Kadına bağlı sebepler</strong></p>
<p>- Tüplerin tıkalı olması</p>
<p>- Yumurtlama problemleri (Hormonal, operasyona bağlı gibi.)</p>
<p>- Rahimin iç yapısı ile ilgili problemler</p>
<p>- Rahimin ağzı ile ilgili problemler</p>
<p>- Endometriosis</p>
<p>- Karın içini kaplayan zara (Periton) ait problemler</p>
<p>- Kadının yaşı</p>
<p><strong>Bilinmeyen sebepler</strong></p>
<p>Gebe kalamama nedeniyle doktora başvuran çiftlerin % 10 – 15 ‘inde yapılan tetkikler sonucunda hiçbir sebep bulunamamıştır.</p>
<p><strong>Teşhis yöntemleri nelerdir?</strong></p>
<p>Spermin tetkik edilmesi (Spermogram):</p>
<p>Spermin iyi bir merkezde değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Yanlış değerlendirilmiş sperm nedeniyle vakit kaybeden çiftlerin sayısı maalesef az değildir.</p>
<p>Mümkünse bir tüp bebek merkezinde bu işlemin yapılması uygundur. Son ilişkiden 3 veya 5 gün sonra doğru bir şekilde (Sabun kullanılmaması gibi.) verilen sperm idealdir. Bazı durumlarda bir iki hafta ara ile tekrarlanması gerekir. İyi değerlendirilmiş bir sperm tedavinin yönlendirilmesini sağlar.Gerekli görülürse hormon ve kültür testleri istenir.</p>
<p>Hiç sperm görülemediği durumlarda hastaya ileri tetkikler yapılır.Bunların sonucunda sperm üretiminin var olduğunun tespiti amacıyla testis biopsisi yapılabilir.Spermin dışarı gelmesini sağlayan kanallarla ilgili problemlerde ise spermin toplandığı yerden yapılan aspirasyon ile sperm elde edilebilir.</p>
<p><strong>Genetik inceleme:</strong></p>
<p>Bazı durumlarda erkekte genetik tahlil yapılması gerekir.</p>
<p><strong>Rahim kanallarını ve rahimin içini gösteren röntgen filmi (Histerosalpingografi):</strong></p>
<p>Halk arasında ilaçlı rahim filmi olarak bilinen bu yöntem en sık kullandığımız yöntemdir.Tüplerin açık veya kapalı , rahimin içinde bir düzensizliğin var olup olmadığının belirlenmesi ,rahmin şekil bozukluklarını anlamak amacıyla kullanılan bir yöntemdir.</p>
<p><strong>Laparoskopi (Karın içinin ışıklı bir boru sayesinde incelenmesi):</strong></p>
<p>Bu yöntem karın içinin durumu , tüplerin açık olup olmadığı , yumurtalık ve tüp komşuluğunun durumunun tespit edilmesi ve yapışıklıklar , endometriosis gibi durumlarda ise aynı seansta tedavi yapma amacıyla kullanılır.</p>
<p>Histereskopi (Rahim içinin ışıklı bir boru sayesinde incelenmesi):</p>
<p>Rahim ağzından rahim boşluğuna sokulan bir ışıklı boru ile rahim içi incelenir.Rahim içindeki şekil bozuklukları , yapışıklıklar , polip ve myom gibi oluşumlar teşhis ve tedavi edilebilirler.</p>
<p><strong>Hormonal tetkikler:</strong></p>
<p>Adetin 2. veya 3. günü yapılan bazı hormon tetkikleri teşhis ve tedavinin yönlendirilmesi ve düzenlenmesi için gereklidir.Tiroid bezinin çalışması incelenebilir.Göğüsten süt gelmesine sebep olan prolaktin hormonu düzeyi belirlenebilir. Bazı durumlarda daha başka hormonal testlere ihtiyaç duyulabilir.</p>
<p><strong>Kültür antibiyogram:</strong></p>
<p>İnfeksiyon durumlarında tedavisi gereklidir.</p>
<p><strong>Ultrasonografik inceleme:</strong></p>
<p>Kadına yapılacak ultrasonografi ile yumurtalıklarının durumunu saptamak , rahim içi tabakasını değerlendirmek mümkündür.</p>
<p>Tüm teşhis yöntemlerinin sonuçlarının ışığında çift için en uygun tedavi aşamaları ve bunların nasıl gerçekleştireleceği saptanır.</p>
<p><strong>Tedavi yöntemleri nelerdir?</strong></p>
<p>Teşhis sonucunda bazen bir tek tedavi bazen de birkaç tedavinin aşamalarla uygulanması söz konusu olabilir.Yardımla Üreme Tedavi yöntemlerini şöyle sıralayabiliriz;</p>
<p><strong>Aşılama IVF- ICSI (Tüp Bebek)</strong></p>
<p><strong>Aşılama (Inseminasyon = Rahim içine kocanın sperminin verilmesi) nedir?</strong></p>
<p>Kadında yumurtlamanın takibi, yumurtlamanın sağlanması ve yumurtlama gününde kocasından alınan spermin özel bir yöntemle yıkanıp iyi hareket eden spermlerin bir kanülle rahiminin içine verilmesidir. Bu yöntemin uygulanabilmesi için spermin bu işleme yeterli sayı ve hareketlilikte olması, tüplerin açık olması ve yumurtlamanın var olması gerekir. Sperm rahim içine verilerek rahim ağzı engelini aşması sağlanır. Spermin yumurtayı bulup döllemesi ve oluşan embriyo (Çocuğu meydana getirecek hücre)’nun rahim içine yuvalanması doğal yollarla gerçekleşir. Bu yöntemle gebelik oranı % 10-15 civarındadır. Çiftlerin durumuna göre belirlenecek aşılama sayısında gebelik elde edilememişse ileri tedavilere geçilmelidir.</p>
<p><strong>IVF (Tüp Bebek) nedir?</strong></p>
<p>Kelime anlamı döllenmenin vücut dışında (İn Vitro Fertilizasyon) gerçekleştirilmesidir. Bu yöntemde yumurtanın yanına belli sayıda sperm konur ve yumurtanın içine kendi kendine girerek döllenmeyi gerçekleştirmesi beklenir.IVF uygulanabilmesi için yeterli kalitede sperm ve yumurta bulunmalıdır . Aksi taktirde ICSI uygulanmasına karar verilmelidir. Son zamanlarda daha yüksek döllenme elde etmek amacıyla tüm vakalara ICSI uygulaması yapılmaktadır.Bizim tercihimiz IVF ‘ e karar verilen çiftlerde yumurta sayısı yeterli ise yarı yarıya IVF, ICSI uygulamaktır.</p>
<p><strong>ICSI (Mikroinjeksiyon) nedir?</strong></p>
<p>Spermin yumurtanın içine girip, döllenmeyi gerçekleştiremeyeceğine karar verilen durumlarda uygulanır. Yumurta toplandıktan bir süre sonra dışındaki hücrelerden temizlenir. Hazırlanan spermden bu işlem için özel olarak tasarlanmış mikropipetler yardımı ile seçilen tek bir sperm yumurtanın içine enjekte edilir. Sperm yapımının var olduğu fakat dışarıya gelmediği durumlarda ICSI için kullanılacak olan spermin elde ediliş yerine göre işleme TESA veya TESE adı verilir.</p>
<p><strong>TESA (Testiküler Sperm Aspirasyonu) Nedir?</strong></p>
<p>Spermleri testislerden dışarıya getiren kanalların tıkalı veya doğuştan olmaması halinde sperm elde etmek için kullanılan yöntemdir. Epididim denilen spermin toplandığı yerden iğne biyopsisi şeklinde elde edilir.</p>
<p><strong>TESE (Testiküler Sperm Ekstraksiyonu) nedir?</strong></p>
<p>Açık biyopsi ile alınan testis dokularının içerisinde sperm aranmasıdır.</p>
<p><strong>Tedavide kullanılan ilaçlar nelerdir?</strong></p>
<p>Tedavinin çeşitli aşamaları olup bu dönemlerde farklı ilaçlar kullanılmaktadır.</p>
<p><strong>Baskılama tedavisinde kullanılanlar:</strong></p>
<p>Lucrin, Suprefact, Suprecur, Decapeptyl.</p>
<p>Yan etkileri: Tüm tedavi boyunca kesilmeden kullanılır. Sıcak basması,terleme,sıkıntı hissi gibi etkileri görülebilir.Bunların hepsi geçicidir.</p>
<p><strong>Stimülasyon Tedavisinde kullanılanlar:</strong></p>
<p>Sadece FSH içerenler: Metrodin, Follegon, Gonal F, Puregon.</p>
<p>FSH ve LH içerenler: Pergonal, Humegon, Menogon.</p>
<p>Yan etkileri: Tek tek veya kombine olarak kullanılabilir. Başağrısı , memelerde hassasiyet yorgunluk yapabilir. Bunların hepsi geçici olup uzak dönemde de kanser yapıcı etkileri yoktur.</p>
<p>Yumurtanın olgunlaşması için gereken ilaçlar: Profasi 5000, Pregnyl 5000, Choragon 5000.</p>
<p>Yan Etkileri: Yan etkisi yoktur</p>
<p>Yumurta Toplama Aşamasından sonra kullanılan ilaçlar: Progestan capsül.</p>
<p>Yan etkileri: Kullanımına yumurta toplama işleminde başlanır ve gebelik testine kadar devam eder. Gebelik oluşursa ilk üç ay zarfında kullanılır. Memelerde hassasiyet yapar.</p>
<p>İlaçları kullanırken bunların dışında farklı bir durumla karşılaştığınızda lütfen sormaktan çekinmeyiniz. İlaçların son kullanma tarihini kontrol ediniz.</p>
<p><strong>Tedaviye nasıl başlanır?</strong></p>
<p>IVF veya ICSI programına girecek çiftlerin hazırlıkları yapıldıktan sonra çok sayıda yumurta elde etmek için özel tedaviler uygulanır. Tedavi devam ederken röntgen ışınlarından uzak durmak ve asla sigara içmemek gerekmektir.Çiftlerin değerlendirilmesi esnasında bu tedavinin hangi protokol ile yapılacağı belirlenir. Genellikle tercih edilen uzun protokol adı verilen ve bir adetin 21. günü başlayan tedavi yöntemidir. Adetin 21. günü yapılan ultrasonografi sonrası herhangi bir problem yoksa baskılayıcı tedaviye (Down Regülasyon) başlanır. Kısa protokol adını verdiğimiz diğer bir yöntem ise adetle beraber baskılayıcı ve çok sayıda yumurta üretici tedavinin birlikte başlatılmasıdır.</p>
<p>Baskılayıcı ilaçların etkisi ile hipofizden FSH ve LH hormonlarının salgılanması durdurulur. Bu sayede vücudun tek yumurta üretmesi engellenir. Bu etkinin tüm tedavi süresince devam edebilmesi için ilacın düzenli ve ara vermeden kullanılması gerekir.Yaklaşık 12- 14 gün sonunda adet başlayınca ilacın yeterli etkiyi yapıp yapmadığının belirlenmesi amacıyla ultrasonografi ve kanda E 2 hormonu tayini yapılır.</p>
<p>Ultrasonografide yumurtalıklarda herhangi bir kistin olup olmadığı, rahim içi tabakası kalınlığı tespit edilir.Ultrason kontrolünde ve E 2 ölçümünde bir problem yoksa çok sayıda yumurta meydana getirecek tedaviye (Stimülasyon) başlanır. Bu tedavi için uygulanacak ilacın seçimi, dozu hastanın yaşına, varsa daha önceki tedavide ürettiği yumurta sayısına, yumurtalıkların ultrason bulgularına göre ayarlanır. Kalçadan günlük dozlar halinde yapılan iğnelerle beraber baskılayıcı tedavide devam edilir. Bu tedaviye başlandıktan sonraki 4. veya 5. gün ultrasonografi kontrolüne çağırılır.</p>
<p>Bu ultrasonografi kontrolünde yumurta gelişimi yeterli ise doz aynı kalır, yetersiz ise doz artırılır,fazla ise doz azalır. Daha sonraki kontroller günaşırı veya hergün olmak üzere devam eder. Yumurtalar belli büyüklüğe ulaşıncaya kadar iğnelere devam edilir. İğnelerin yanlış uygulanması veya eksik alınması halinde beklenilen cevap alınamayacak ve tedavi iptal edilebilecektir. Yumurtalar belli büyüklüğe ulaşınca yumurta olgunlaştırıcı iğne yapılır.</p>
<p>Bu ilacın saati çok önemli olup yumurta toplama işlemi bu iğneden yaklaşık 35,5 saat sonra yapılır.İğnenin yanlış saatte yapılması veya hiç yapılmaması yumurta toplama işlemini imkansız kılacağı için tedavinin en önemli aşamalarından biridir. Bu iğne ile birlikte diğer kullanılan iğnelerede son verilir. Ertesi gün istirahatle geçirilir.Eşinizin cinsel ilişkisiz olacağı süre daha önceden size bildirilecektir.Bir sonraki gün ise yumurta toplama gerçekleşir.</p>
<p><strong>Tedavinin iptal nedenleri nelerdir?</strong></p>
<p>Belirlenen ilaç dozuna rağmen beklenen yumurta gelişiminin yeterli olmadığı durumlarda tedavi iptal edilir. Beklenen yumurta gelişimi herkese göre değişik olacaktır. Yapılacak toplantıda sonraki tedavinin nasıl olacağı kararlaştırılır. Tedavi protokolü veya ilaç dozu değiştirilir. Gereğinden fazla cevap alınmışsa (Hiperstimülasyon) bazen kişinin sağlığı için tedavi kesmek doğru olacaktır.</p>
<p><strong>Yumurta toplama işlemi (Egg Collection) nasıldır?</strong></p>
<p>Yumurta toplama işlemi stand by adı verilen hafif anestezi altında yapılır.Hasta aç olarak hastaneye gelmelidir.Ultrason probunun ucuna yerleştirilen özel bir alet içinden geçirilen iğne, yumurtalıklardaki her bir folliküle (içinde yumurayı barındıran içi sıvı dolu boşluklar) batırılarak, içindeki sıvı tüplere alınır. Aynı anda embriyolog tarafından değerlendirileren bu sıvının içinde yumurta olup olmadığına bakılır.Tüm folliküller boşaltılarak yumurta toplama işlemi sona erdirilir.</p>
<p>Folliküllerin yaklaşık % 90′ ından yumurta elde edilir. Bazen ultrasonografi ile görülen follikül sayısı kadar yumurta çıkmayabilir. Bazıları boş, bazıları ise henüz olgunlaşmamış olabilir. Yumurta toplama işleminden sonra bir süre uyku hali görülebilir. İki saat sonra gıda alınabilir. Aynı gün eşinizden de sperm alınacaktır.</p>
<p>Bir problem olmadığı taktirde bugünden itibaren kullanacağınız ilaçlarınız size söylenecek ve evinize taburcu edileceksiniz. Eve gittiğinizde karın ağrısı hissedebilirsiniz.Alabileceğiniz ağrı kesici size söylenecektir. Hafif bir vajinal kanama olabilir ve bir iki gün devam edebilir.</p>
<p><strong>Embriyo oluşturma nasıl olur?</strong></p>
<p>Yumurtalar toplandıktan sonra erkekten sperm alınır. Sperm ve yumurta laboratuarda hazırlanır. IVF ve ICSI için ayrı işlemler uygulanır. Bir gün sonra döllenmenin gerçekleşip gerçekleşmediği kontrol edilir. Yumurtaların döllenme oranı üzerinde,gebe kalamama sebebinin çok büyük etkisi vardır . Fakat yaklaşık yumurtaların % 80 ‘inde döllenme olur. Bir sonraki gün döllenmiş olan yumurtaların bölünmeleri izlenir. Vakaların durumuna göre 2. 3. veya 5. gün transfer yapılır.</p>
<p><strong>Asisted hatching nedir?</strong></p>
<p>Yumurta zarının kalın olduğu veya ileri kadın yaşı vakalarında bazı embriyolarının zarının çeşitli yöntemler kullanarak inceltilmesi veya açılmasıdır. Bu işlem laser vasıtasıyla , kimyasal maddelerle veya mekanik olarak yapılabilir.</p>
<p><strong>Embriyo transferi nasıl gerçekleşir?</strong></p>
<p>Embriyo transferinin hangi gün ve saatte yapılacağı hastaya bildirilir.Embriyo transferi jinekolojik muayene gibi ağrısız bir işlemdir.Özel kateterlerle embriyolar rahim içine yerleştirilir. Transferden sonra yarım saat istirahat etmek yeterlidir.Bir sonraki gün normal yaşantınıza devam edebilirsiniz. Sadece ağır ve zorlayıcı hareketlerden sakınmanız uygun olur.</p>
<p>Verilecek embriyo sayısına etki eden pek çok faktör vardır.Sayı belirlenirken sizinle detaylı olarak görüşülecektir.Embriyo sayısının fazla olması çoğul gebelik ihtimalini artırır.Çoğul gebeliklerde komplikasyon oranı tek gebeliklere göre daha fazladır.Üçüz ve daha fazla gebeliklerde redüksiyon uygulaması önerilir.</p>
<p><strong>Embriyo dondurma (embriyo freezing) işlemi nasıldır?</strong></p>
<p>Bazı vakalarda yumurta sayısına da bağlı olarak çok sayıda embriyo gelişir. Transferden sonra elimizde yeterli kalite ve sayıda embriyo kalmış ise embriyo dondurma (Embriyo Freezing) işlemi yapılabilir. Bakanlığın izni dâhilinde 3 yıl saklanabilmektedir. Eşlerden birinin ölümü, boşanma veya eşlerin berberce isteği doğrultusunda imha edilirler.</p>
<p>Dondurulan embriyolar sayesinde çiftler, gebelik olmamışsa veya ikinci bir gebelik isteğinde embriyoları çözülerek tüp bebek girişimi kadar pahalı olmayan bir yöntemle bir gebe kalma şansı daha elde edebilmektedir. Gebe kalma oranı dondurulmuş embriyo transferinde daha düşüktür.</p>
<p><strong>Gebelik olursa</strong></p>
<p>Gebeliğin tespiti için kanda gebelik testi adı verdiğimiz beta hCG ölçümü 12 gün sonra yapılır. Testin pozitif olması gebeliğin var olduğunu gösterir. Gebelik, erken dönemde testten iki hafta sonra ultrasonografik olarak rahim içinde bir kese halinde görülür. Görülmediği takdirde gebelikte bir sorun olabileceği gibi az bir ihtimalde olsa tüpleri açık olan kadınlarda dış gebelik düşünülmelidir. Gebelik keselerinin sayısına göre çoğul olup olmadığı saptanır. Daha sonraki kontrolde kalp atımı görülür.</p>
<p>Gebeliğin ilk üç ayında progesteron takviyesi için kullanılan ilaca devam edilecektir. Düşük yapma oranı doğal yollarla gebe kalan kadınlardan daha farklı olmayıp % 20 civarındadır. Gebelik takibi esnasında genetik danışmanlık önerilir.</p>
<p><strong>Gebelik olmazsa</strong></p>
<p>Bu asla dünyanın sonu değildir. Büyük bir hayal kırıklığı olması doğaldır. Gebelik oluşmadığında bir sonraki tedavinin nasıl ve ne zaman olacağı söylenecektir.Önemli olan sizin için yapılacak tedavilerin tükenmemiş olmasıdır. 2 – 3 ay ara verildikten sonra yeni bir deneme yapılabilir.</p>
<p><strong>Psikolojik destek</strong></p>
<p>Çocuk sahibi olamama çiftlerde hem ailevi hem çevresel baskılara neden olur. Tüp bebek tedavisi esnasında bu psikolojik sorunlar daha da su yüzüne çıkabilir. Psikolojik yardım almaktan çekinmemelisiniz. Eşlerin birbirine desteği de sorunların daha çabuk ve kolay aşılmasını sağlar. Çocuk olmaması asla bir kusur veya eksiklik değildir.Dünyada tek olmadığınız gibi ne ilk ne de son olacaksınız.</p>
<p><strong>Yanlışlar ve doğruları</strong></p>
<p>Tedaviye giren her kadında gebelik olmaz. Her çiftin gebe kalma oranı kadının yaşına, spermin durumuna, oluşan embriyo kalitesine göre farklıdır.</p>
<p>Tedavide kullanılan ilaçlar sonra kansere sebep olmaz. Tüp bebek uygulamalarının başladığı tarihten bugüne kadar yapılan tüm araştırmalarda ilaçların kanser oranını artırmadığı tespit edilmiştir.</p>
<p>İstenilen cinsiyette çocuk yaptıramazsınız. Tıbbi olarak mümkün olmakla beraber etik ve yasal olarak tıbbi bir gereklilik olmadığı sürece tüm dünyada yasaktır.</p>
<p>Tüp bebekle olan çocukların anormal oranı yüksek değildir. Normal yolla olan bebeklerdeki anormal oranı ile aynıdır.</p>
<p>Düşük yapma oranı fazla değildir. Düşük yapma oranı normal yolla oluşmuş gebeliklerle aynıdır. Fakat ağır erkek faktörü olan çiftlerde ve kadın yaşının ileri olduğu durumlarda bu oran artmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yasamrehberim.net/kisirlik-ve-tup-bebek.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ailevi Akdeniz Ateşi</title>
		<link>http://www.yasamrehberim.net/ailevi-akdeniz-atesi.html</link>
		<comments>http://www.yasamrehberim.net/ailevi-akdeniz-atesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 14:57:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yasamrehberim.net/?p=160</guid>
		<description><![CDATA[Ailevi Akdeniz Ateşi sıklıkla Türklerde, Araplarda, Yahudilerde ve Ermenilerde görülen bir hastalıktır. Ailevi Akdeniz Ateşi tekrarlayan ateş, karın ağrısı, göğüs ağrısı ve eklem ağrısı atakları yapan bir hastalıktır. Ataklar genellikle 24 – 48 saat sürer. Hastalarda ataklar dışında hiçbir belirti yoktur, yani normal insandan farksızdırlar.
Ailevi Akdeniz Ateşinin adından da anlaşılabileceği gibi 3 temel özelliği vardır;
1. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://www.yasamrehberim.net/wp-content/uploads/2010/03/ateş-150x150.jpg" alt="" />Ailevi Akdeniz Ateşi sıklıkla Türklerde, Araplarda, Yahudilerde ve Ermenilerde görülen bir hastalıktır. Ailevi Akdeniz Ateşi tekrarlayan ateş, karın ağrısı, göğüs ağrısı ve eklem ağrısı atakları yapan bir hastalıktır. Ataklar genellikle 24 – 48 saat sürer. Hastalarda ataklar dışında hiçbir belirti yoktur, yani normal insandan farksızdırlar.<span id="more-160"></span></p>
<p>Ailevi Akdeniz Ateşinin adından da anlaşılabileceği gibi 3 temel özelliği vardır;<br />
1. Ailesel geçiş: Hastalığın ortaya çıkması için anne veya babanın taşıyıcı veya hasta olması gerekir.<br />
2. Sıklıkla Akdeniz Bölgesi ve civarında görülmesi (Karadeniz Bölgesi de dahil)<br />
3. Ateş atakları yapması: Ateş ataklarına karın ağrısı, eklem ağrısı veya göğüs ağrısı eşlik eder.</p>
<p>Karın ağrısı, akut apandisit ile karışabilir ve çok şiddetli olabilir. Bu hastaların bir kısmı akut apandisit tanısı ile ameliyat edilmişlerdir ancak karın ağrıları geçmemiştir.</p>
<p>Hastalık uzun dönemde amiloidoz denen başka bir hastalığa yol açabilir. Amiloidozda vücutta değişik organlarda amiloid denilen madde birikir, bunun sonucu kalp yetmezliği, böbrek yetmezliği, ishal, bilinç kaybı, felç gibi sorunlar ortaya çıkar.</p>
<p><strong>Nedenleri, tanı ve tedavisi</strong><br />
Ailevi akdeniz ateşi kalıtsal bir hastalıktır. 1997 yılında hastalığa yol açan gen bulunmuştur. Bu gen, hastalığın tedavisinde mutlaka yeni ufuklara yol açacaktır.</p>
<p>Kesin tanı genetik inceleme ile mümkündür ancak genetik inceleme pahalıdır ve henüz çok yaygın olarak kullanılmamaktadır. Hastanın ataklar esnasında ve atak dışı zamanlarda muayene edilmesi ve bazı laboratuvar incelemeleri ile tanı genetik inceleme olmadan da kolaylıkla konur. Tanı koyarken dikkat edilmesi gereken nokta ateş, karın ağrısına yol açan diğer hastalıkların ekarte edilmesidir.</p>
<p>Günümüzde Ailevi Akdeniz Ateşinin bilinen tek tedavisi, doktor kontrolu altında kullanılması gereken Kolşisin isimli ilaçtır. Kolşisin; ateş, karın ağrısı vesaire ataklarının sıklığını ve şiddetini azaltır. Kolşisin amiloidoz gelişmesini de önleyebilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yasamrehberim.net/ailevi-akdeniz-atesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda idrar yolu enfeksiyonları</title>
		<link>http://www.yasamrehberim.net/cocuklarda-idrar-yolu-enfeksiyonlari.html</link>
		<comments>http://www.yasamrehberim.net/cocuklarda-idrar-yolu-enfeksiyonlari.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 14:56:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yasamrehberim.net/?p=158</guid>
		<description><![CDATA[İdrar yolu enfeksiyonları çocukluk çağında en sık görülen bakteriyel enfeksiyonlardan biridir. İdrar yolu enfeksiyonlarının yaklaşık yarısı akut pyelonefrit şeklinde böbrekte oluşur. Akut pyelonefrit geçiren böbrekte kalıcı hasar oluşma riski vardır ve bu durum daha sonraki dönemlerde böbrek fonksiyonlarında bozulma ve hipertansiyona yol açabilir.
Hastaların çoğunda erken tedavi yapılarak ve obstrüksiyon veya vezikoüreteral reflü gibi kolaylaştırıcı faktörlerin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://www.yasamrehberim.net/wp-content/uploads/2010/03/idrar-150x150.png" alt="" />İdrar yolu enfeksiyonları çocukluk çağında en sık görülen bakteriyel enfeksiyonlardan biridir. İdrar yolu enfeksiyonlarının yaklaşık yarısı akut pyelonefrit şeklinde böbrekte oluşur. Akut pyelonefrit geçiren böbrekte kalıcı hasar oluşma riski vardır ve bu durum daha sonraki dönemlerde böbrek fonksiyonlarında bozulma ve hipertansiyona yol açabilir.<span id="more-158"></span></p>
<p>Hastaların çoğunda erken tedavi yapılarak ve obstrüksiyon veya vezikoüreteral reflü gibi kolaylaştırıcı faktörlerin araştırılması ile renal hasar önlenebilir veya azaltılabilir.</p>
<p>Üst üriner sistem enfeksiyonu (Üst idrar yolu enfeksiyonu): Üreter (üreterit), renal pelvis (pyelit), veya renal pelvis + renal parenkimde oluşan (pyelonefrit) enfeksiyonları ifade eder.</p>
<p>Alt üriner sistem enfeksiyonu (Alt idrar yolu enfeksiyonu): Üretra (üretrit) ve mesane (sistit) enfeksiyonlarını ifade eder.</p>
<p>Primer (unkomplike) idrar yolu enfeksiyonu: Beraberinde taş, anatomik anomali, yabancı cisim gibi idrar yolu enfeksiyonu oluşumunu kolaylaştırıcı bir faktörün olmadığı enfeksiyonları tanımlar.</p>
<p>Sekonder (komplike) idrar yolu enfeksiyonu: Beraberinde taş, anatomik anomali, mesane disfonksiyonu, yabancı cisim gibi idrar yolu enfeksiyonu oluşumunu kolaylaştırıcı bir faktörün eşlik ettiği enfeksiyonları tanımlar.</p>
<p>Asemptomatik bakteriüri: İdrar yolu enfeksiyonunun klinik belirtileri olmadan idrar kültüründe üreme olan durumları ifade eder.</p>
<p>İdrar yolları sürekli olarak barsak florası ile istila tehdidi altındadır ama lokal savunma mekanizmaları etkin bir korunma sağlar. Bununla birlikte bir çok konak faktörü idrar yolu enfeksiyonunu kolaylaştırabilir ve bakteriler idrar yollarında, daha önemlisi böbrekte, enfeksiyon oluşumunu kolaylaştırıcı özelliklere sahip olabilirler. Bakterilerin bu özellikleri kalıcı hasar riski için de önemlidir. Bakterilerin büyük bir kısmı asendan yolla alt kısımdan idrar yollarına gelirler. Üretra yoluyla mesaneye ulaşan bakteri (Bu dönemde üretrit, sistit, sistoüretrit ve asemptomatik bakteriüri şeklinde klinik bulgu verebilir) daha sonra bir veya iki üreter yoluyla böbreklere gelir ve pyelonefrit yapar. Vezikouretrel reflü varlığı ve periüretral floranın bozulması idrar yolu enfeksiyonu riskini arttırır. Yine sünnetsiz erkek çocuklarında prepisiumun altına bakteriyel kolonizasyon sonrasında semptomatik idrar yolu enfeksiyonu oluşabilir. Erken dönemde yapılan sünnet idrar yolu enfeksiyonu gelişimini önleyebilir.</p>
<p><strong>İdrar yolu enfeksiyonunu kolaylaştıran faktörler</strong><br />
İdrar yolu enfeksiyonu geçiren çocukların çoğunda kolaylaştırıcı, enfeksiyon riskini artıran bir faktör yoktur. Bununla birlikte kalıcı renal parenkim hasarını önlemek için araştırmalar ve izlem bu faktörlerin tespiti üzerine yoğunlaşmalıdır. Göz önünde tutulması gereken ilk faktör işeme sonrası idrar torbasında artık (residual) idrar kalmasıdır. Bu durum tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu olan çocuklarda yaygındır ve genellikle mesane disfonksiyonunu gösterir. Mesanenin yetersiz boşalması sfinkter ile detrüsor aktivitesi arasındaki uyumsuzluktan kaynaklanabilir. Kabızlık da mesane fonksiyonunu etkileyebilir ve artık idrar kalmasına sebep olabilir. Eğer bir çocukta enkopresis varsa perineal bölgede fekal bakteri sayısında artış olacak ve idrar yolu enfeksiyonu riski artacaktır. İnfravezikal obstrüksiyon, mesane divertikülü ve taş da enfeksiyon oluşumunu kolaylaştırıcı faktörlerdir. Çocuklar bu işlemler sırasında antibiyotik almış olsalar bile kateterizasyon veya sistoskopi sonrasında idrar yolu enfeksiyonu görülebilir. Nadiren tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu olan çocuklarda idrar yolları ile gastrointestinal sistem arasında fistül oluşumu tespit edilebilir.</p>
<p><strong>Kalıcı renal hasar için risk faktörleri</strong><br />
Renal parenkim enfeksiyonları kalıcı renal hasarla sonuçlanabilir. Obstruksiyon ve dilate vezikoüreteral reflü varlığı, tedavide gecikme ve tekrarlayan pyelonefrit atakları kalıcı hasar riskini arttırır. Küçük çocuklar kalıcı renal hasar için daha yüksek riske sahiptirler. Ürolojik bir anormallik olsun veya olmasın süt çocukluğu ve erken çocukluk çağında renal parenkim daha kolay zedelenebilir bir yapıya sahiptir. Yeni pyelonefrit atakları geçirseler bile büyük çocuklarda yeni böbrek hasarı oluşumuna sıklıkla rastlanmaz.</p>
<p>İdrar yolu enfeksiyonu olan küçük bir çocukta pyelonefrite bağlı renal hasarın en önemli sebebi tanıda gecikmedir. Tam, doğru bir tanı konulmaksızın ateşli bir çocuğun tedavi edilmesi ideal yaklaşım olmayacaktır. Bakterinin virülans özellikleri de idrar yolu enfeksiyonu oluşumunda önemlidir. Az virulan olan bakterilerin çok virülan bakterilere göre daha fazla hasar oluşturma riskine sahip olduğu görülmektedir.</p>
<p><strong>Malformasyonlar</strong><br />
İnfravezikal obstrüksiyon ciddi renal hasar riskini arttırır. Renal parenkim yeterince gelişmemiş, displastik olabilir ve renal parenkim pyelonefritik enfeksiyonlara daha hassas görünmektedir. Vezikoüreteral reflü üst idrar yolu enfeksiyonu riskini arttırır. Eğer vezikoüreteral reflü dilate ise (grade III-V) pyelonefritik hasar riski daha da artar.<br />
<strong><br />
Bakteriyel virülans faktörleri</strong><br />
P fimbrialı Esherichia coli üriner kanal mukozasına daha iyi yapışır ve sıklıkla daha ciddi enfeksiyonlar yapar. Pyelonefritli hastalardan izole edilen E.coli türlerinin %80′den fazlası P fimbrialıdır. Buna karşın sistitli hastalardan izole edilenlerin ise sadece % 30′u P fimbrialıdır.</p>
<p><strong>Klinik özellikler</strong><br />
Pyelonefritli küçük çocuklarda (2 yaş altı) belirtiler genellikle nonspesifiktir. Çoğu çocukta genel bir kötülük hali ile birlikte sadece ateş vardır. Çocuk soluk olabilir, iştahsızlık, tekrarlayan kusmalar ve sulu gaita çıkarma olabilir. Hayatın ilk haftasında doğum ağırlığının %10′undan fazlasının kaybedilmesi veya takip eden aylarda yeterli ağırlık artışının olmayışı idrar yolu enfeksiyonuna işaret edebilir. İdrar yolu enfeksiyonlu çocuklarda belirtiler nonspesifik olduğu için, vücudun başka bir yerinde ciddi enfeksiyon bulgusu olmayan ateşli bir çocukta idrar kültürü ile birlikte idrar analizi yapılması doğru tanı konulmasında oldukça önemlidir. Çocuklarda solunum sistemi enfeksiyonları çok sıktır ve kırmızı bir kulak zarı veya boğaz idrar analizi yapılmasının ihmal edilmesini gerektirmez. Septisemi ve bakteriyel menenjit bu tablo ile karışabilir ve bazen konjuge hiperbilirubinemi görülebilir.</p>
<p>Daha büyük çocuklarda (1.5-2 yaşından büyük) semptomlar idrar yolu enfeksiyonunu göstermeye daha yatkındır. İşeme sırasında ağrı (dizüri), sık işeme, gündüz veya gece idrar tutamama, karın ağrısı, mesane bölgesine veya böğür kısmına lokalize ağrı, yine palpasyonla mesane üstünde veya böbrek bölgesinde hassasiyet idrar yolu enfeksiyonunu düşündüren belirti ve bulgulardır.</p>
<p>Enfeksiyonun seviyesine göre belirti ve bulgular farklılık gösterir. Başka bir bölgede enfeksiyon bulgusu olmaksızın 38 °C’nin üzerinde ateş, C-reaktif protein düzeyinde yükselme, böbrek konsantrasyon yeteneğinde azalma pyelonefriti desteklerken, işeme belirtilerinin olması (ağrılı işeme, sık işeme, idrar tutamama) daha çok sistit lehine olup, sistittte ateş yoktur veya hafifçe artmıştır, C-reaktif protein normal veya hafifçe artmış, böbrek konsantrasyon yeteneği ise normaldir.</p>
<p>Asemptomatik bakteriüride belirti ya yoktur veya çok hafif olabilir. Asemptomatik bakteriüri çocuklarda seyrek bir durum değildir. Pozitif idrar kültürlerinin %1-2’si asemptomatik bakteriürili çocuklardır. Asemptomatik bakteriüri sebebi olan bakteri türlerinin zamanla virülans özelliklerini kaybettiği görülmüştür. Asemptomatik bakteriüri renal parenkim hasarına sebep olmaz. Bu durum vezikoüreteral reflülü hastalarda da gözlemlenmiştir ve asemptomatik bakteriürisi olan vezikoüreteral reflülü hastaların uzun dönem izleminde böbrekte bir bozulma görülmemiştir. Asemptomatik bakteriüri türlerinin daha virülan bakterilere karşı koruyucu olduğu görülmektedir.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Laboratuar araştırmaları</span></strong></p>
<p><strong>İdrar analizi</strong><br />
İdrar yolu enfeksiyonunun tanısında ilk basamak idrarın mikroskop ve dipstiklerle değerlendirilmesidir. Lökosit sayısında artış, beraberinde eritrosit sayısında artış ve hafif proteinüri idrar yolu enfeksiyonuna işaret eder. Eğer idrarda dipstikle nitrit pozitifliği varsa idrar yolu enfeksiyonu muhtemeldir. Bununla birlikte bazen prepisium altında kolonize olmuş bakterilerle idrarın kontamine olması da nitrit pozitifliğine sebep olabilir. Pyelonefritli çocukların sadece %50’sinde nitrit pozitifliği vardır. Negatif nitrit testi idrar yolu enfeksiyonu olmadığı anlamına gelmez. Yine özellikle sabah ilk idrarında konsantrasyon kabiliyetinde azalmanın tespit edilmesi, yani düşük dansiteli idrar pyelonefrit lehine yorumlanabilir.</p>
<p>Antibiyogramla beraber yapılmış olan bir idrar kültürü idrar yolu enfeksiyonunun tanı ve tedavisi için şarttır. Kültür örneği alırken muhtemel bir kontaminasyondan sakınmak önemlidir. Küçük çocuklarda idrarın suprapubik aspirasyon yoluyla alınması kontaminasyondan sakınmak ve gereksiz yere idrar yolu enfeksiyonu tanısı konulmasını önlemek için en iyi yoldur. Bu yöntemin önemli bir komplikasyonu yoktur. Torba yoluyla toplanan idrarda kontaminasyon riski ve yanlışlıkla idrar yolu enfeksiyonu tanısı konulma riski yüksektir. İdrar toplamak için mesane kateterizasyonunun kullanılmasında infeksiyonsuz bir çocukta bakterinin üriner sisteme inokule edilmesi riski vardır. Kateterizasyon eğer hemen tedavi başlanacaksa tavsiye edilmektedir. Büyük çocuklarda orta akım idrar örneği kontaminasyondan sakınmak için alınması gereken idrardır. İdrar yolu enfeksiyonu tanısının konulmasında idrar toplama yöntemine göre üreyen mikroorganizma sayısı önemlilik arzeder. Temiz bir şekilde alınmış torba yöntemi veya orta akım idrarında 105/ml üzerinde bakteri anlamlı iken, suprapubik aspirasyonla alınmış idrar örneğinde herhangi bir sayıda üretilmiş mikroorganizma tanı koymak için yeterlidir. Alınan idrar hemen bakılmalıdır. Eğer hemen kültüre edilmeyecekse soğuk bir ortamda bekletilmeli ve laboratuvara soğuk bir ortamda taşınmalıdır. Oda ısısında bekleyen idrarda saatler içinde bakteri sayısı artacak ve yanlış tanıya sebep olacaktır.</p>
<p>İdrar yolu enfeksiyonlarında en sık izole edilen mikroorganizma Escherichia coli’dir (%80-90). Bunun yanında proteus, enterokok, stafilokok ve pseudomonas da, özellikle tekrarlayan ve idrar yolu anomalisi olan çocuklarda daha fazla olmak üzere, idrar yolu enfeksiyonuna sebep olabilir.</p>
<p><strong>Kan testleri</strong><br />
Lökosit sayısında artış özellikle pyelonefrit varlığında görülebilir. C-reaktif proteinde (CRP) artış pyelonefriti gösterir, ancak hastalığın başlangıcından 24 saat sonra yükselmeye başlar. Yine enfeksiyondan sonraki birkaç gün içinde eritrosit sedimentasyon hızı (ESH) yükselecektir. CRP ve ESH’da artış pyelonefrit lehinedir. Eğer çocukta ciddi septisemi veya dehidratasyon yoksa serum kreatinin ve üre düzeyleri genellikle normaldir.</p>
<p><strong>Radyolojik araştırmalar</strong><br />
İlk kez idrar yolu enfeksiyonu geçiren bir çocukta obstrüksiyonu ve anatomik malformasyonları değerlendirmek için ürolojik ultrasonografi yapmak önemlidir. Bu durum özellikle küçük çocuklarda özel önem arzeder. Ultrasonografi ile renal parenkim hakkında da bilgi edinilir. Ayrıca ultrasonografi hemen her yerde bulunan, ucuz, noninvaziv ve radyasyon riski olmayan bir tetkik aracıdır.</p>
<p>DMSA sintigrafi pyelonefritik süreci gösteren en önemli tetkik yöntemidir ve günümüzde pyelonefrit tanısının konulmasında altın standart yöntem olarak kabul edilmektedir. Renal parenkimal hasarı göstermede çok duyarlıdır. Bununla birlikte akut ve kronik olayları ayırmak güç olabilir. Kalıcı hasarı belirlemek için pyelonefrit atağından altı ay sonra bu tetkikle tekrar renal parenkim değerlendirilmelidir.</p>
<p><strong>Tedavi ve izlenmesi gereken yollar</strong><br />
İdrar yolu enfeksiyonunda özellikle de pyelonefritte kalıcı renal hasar oluşumunu önlemek için erken ve yeterli antimikrobiyal tedavi şarttır. İdrar kültürünün sonucunun alınması zaman gerektirebilir. İdrar kültürü için idrar alındıktan sonra idrar yolu enfeksiyonuna en sık sebep olan bakterileri kapsayan antimikrobiyal tedaviye hemen başlanmalıdır. Pyelonefritte tedavi süresi 10 gün, alt idrar yolları enfeksiyonlarında (sistit ve üretrit) ise beş gündür. Ağızdan verilen ilaç tedavisi idrar yolu enfeksiyonu için yeterlidir. Bununla birlikte çok küçük çocuklarda, kusan, ağızdan ilaç kullanamayan veya tedaviye uyumunda şüphe duyulan hastalarda parenteral tedavi tercih edilmelidir. Normalde uygun antimikrobiyal tedavi ile idrar 24 saat içinde steril hale gelir ve hasta klinik olarak düzelmeye başlar. 48 saat içinde klinik cevap olmayan veya kültür sonucunda ampirik olarak başlanan antimikrobiyal ajana dirençli bir mikroorganizmanın izole edildiği durumlarda ilaç değişikliğine gidilmelidir.</p>
<p>İdrar yolu enfeksiyonlarında en sık tercih edilen ilaçlar hastanın yaşı, enfeksiyonun yeri, bölgesel antibiyotik direnci gibi faktörlere bağlı olarak değişmekle birlikte, ampsislin ve ampisilin türevleri, sefalosporinler, trimetoprim-sülfometaksazol, nitrofrontain, aminoglikozidler ve siprofloksasin’dir. Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu olanlarda özellikle de dilate vezikoüreteral reflü, nörojenik mesane gibi ürolojik anormalliği olan hastalarda düşük doz antbiyotik proflaksisi uygulanabilir. Proflakside seçilen ilaçlar uzun yarı ömrü olan ilaçlardan seçilmeli ve akşam yatarken verilmelidir. Proflaksinin süresi için standart belirlenmiş bir süre yoktur ve hastanın özelliğine göre değişir. Vezikoureteral reflü veya mesane disfonksiyonu şüphesi olan hastalarda mutlaka voiding sistoüreerogram tetkiki yapılarak reflü ve mesane veya üretra anomalilerinin varlığı araştırılmalıdır.</p>
<p>Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu olan çocuklarda barğısak fonksiyonları da düzenlenmeli ve kabızlık varsa mutlaka tedavi edilmelidir. Bu hastalar mesane fonksiyonları açısından değerlendirilip iyi bir işeme eğitimi verilmelidir. Bu çocuklarda tuvalet temizliğine dikkat edilmeli, tuvalet temizliğinin önden arkaya doğru yapılması ailelere tavsiye edilmelidir. Yine tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu olan erkek çocuklarında erken dönemde sünnet yapılması enfeksiyon sıklığında önemli derecede azalmaya sebep olacaktır.</p>
<p>Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu olan, komplike idrar yolu enfeksiyonlu çocukların pediatrik nefroloji uzmanı tarafından izlenmesi daha uygun bir yaklaşım tarzı olabilir.</p>
<p>Doç. Dr. M Hakan POYRAZOĞLU</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yasamrehberim.net/cocuklarda-idrar-yolu-enfeksiyonlari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kızamık hastalığının nedenleri ve tedavi yöntemleri</title>
		<link>http://www.yasamrehberim.net/kizamik-hastaliginin-nedenleri-ve-tedavi-yontemleri.html</link>
		<comments>http://www.yasamrehberim.net/kizamik-hastaliginin-nedenleri-ve-tedavi-yontemleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 14:55:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yasamrehberim.net/?p=156</guid>
		<description><![CDATA[
Kızamık, özel bir virüsle (Morbilli) meydana gelen, bulaşıcı bir çocukluk hastalığıdır. Kızamık hastalığı ilk olarak 860 senesinde Farslı hekim Razi tarafından farkedilmiştir.
Sydenham ise 17. asrın ikinci yarısında hastalığı tarif etmiş ve 18. yüzyıldan itibaren de kızamık salgınları tanınmaya başlamıştır. 1911′de Anderson ve Goldbergen, kızamığı insanlardan maymunlara nakletmişler ve sebebinin bir virüs olduğunu bildirmişlerdir.
Kızamık hastalığının nedenleri
Kızamığın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://www.yasamrehberim.net/wp-content/uploads/2010/03/kızamık-150x150.jpg" alt="" /></p>
<p>Kızamık, özel bir virüsle (Morbilli) meydana gelen, bulaşıcı bir çocukluk hastalığıdır. Kızamık hastalığı ilk olarak 860 senesinde Farslı hekim Razi tarafından farkedilmiştir.</p>
<p>Sydenham ise 17. asrın ikinci yarısında hastalığı tarif etmiş ve 18. yüzyıldan itibaren de kızamık salgınları tanınmaya başlamıştır. 1911′de Anderson ve Goldbergen, kızamığı insanlardan maymunlara nakletmişler ve sebebinin bir virüs olduğunu bildirmişlerdir.<span id="more-156"></span></p>
<p><strong>Kızamık hastalığının nedenleri</strong></p>
<p>Kızamığın etkeni olan virüs, hastaların burun ve yutak salgılarıyla çıkan damlacıklarda bulunur; ağız ya da burundan üst solunum yollarına ya da dolaylı olarak konjunktiva mukozasına girer. Vücuda girdiği yerde üreyerek düşük miktarda bütün vücuda yayılır ve lenf dokusu hücrelerinde üremeyi sürdürür. Daha sonra ikinci kez, çok daha uzun süreli ve kitlesel olarak kana yayılır. Bu döneme ilişkin ilk belirtiler virüsün bulaşmasından yaklaşık 9-10 gün sonra ortaya çıkar.</p>
<p>Hastalık bu aşamadan sonra, 14-15′inci güne değin çok bulaşıcıdır. Virüsün vücuda girmesinden yaklaşık 14 gün sonra döküntülerin başlamasıyla virüsün üremesi azalır; 16. günden sonra genellikle kanda virüse rastlanmaz. Yalnız idrarda bulunan virüs bu ortamda varlığım günlerce sürdürür.</p>
<p>Döküntüler kanda hastalığa özgü antikorların belirmesi ve hastanın iyileşmeye başlamasıyla aynı dönemde görülür; kızarıklıkların pul pul dökülmeye başlamasıyla bulaşıcılık dönemi bütünüyle sona erer.</p>
<p><strong>Kızamık hastalığının bulaşması</strong></p>
<p>Kızamığın derideki belirtileri yaygın döküntülerdir. Kızamık tüm dünyada yaygın olarak rastlanan döküntülü bir hastalıktır. Etkeni, çok küçük ve vücudun dışındaki kimyasal ve fiziksel etkenlere karşı çok az direnci olan bir virüstür.</p>
<p>Hastadan sağlıklı kişilere üst solunum yolları yoluyla ve özellikle konuşurken ve öksürürken çıkan tükürük damlacıkları aracılığıyla kolayca bulaşır. Bulaşmanın bu kadar kolay oluşu nedeniyle kızamık genellikle ilkbahar ve sonbahar aylarında küçük salgınlar halinde görülür.</p>
<p>Kızamık salgınında hastalığa önce çocuklar yakalanır; erişkinlerin büyük bir bölümü ile üç aylıktan küçük bebekler salgını, hastalığa yakalanmadan atlatabilir. îlk bakışta tuhaf görünen bu olay kolayca açıklanabilir. Vücut ilk kez virüsle karşılaştığında hastalığa yakalanır ve virüse özgü antikor üretmeye başlar.</p>
<p>Kandaki bu antikorlar virüsle yeniden karşılaştığında, virüsü etkisizleştirir. Böylece hastalığa karşı direnç geliştirilmiş olur. Süt çocukları anne karnındaki yaşamlarında bu antikorları annelerinden aldıklarından, erişkinlerin büyük bir bölümü de çocukluk çağında hastalığa tutulduklarından salgından etkilenmezler.</p>
<p>Hastalığın ileri derecede bulaşıcı olması nedeniyle 2-4 yılda bir kızamık salgınları ortaya çıkar. Bir toplulukta salgın görüldüğünde, bağışıklığı olmayan bütün bireyler hastalanır ve bağışıklık kazanır; bu nedenle, hastalığa yakalanacak yeni bireylerin ortaya çıkması için belli bir süre geçmesi gerekir.</p>
<p><strong>Kızamık hastalığının belirtiler</strong></p>
<p>Kızamıkta sıklıkla belirgin olarak birbirinden ayrılabilen dört dönem gözlenir: kuluçka dönemi, döküntü öncesi dönem (prodrom dönemi), döküntülü dönem ve iyileşme dönemi.</p>
<p>Bulaşma kuluçka döneminde anında başlar, virüs 8-12 gün boyunca vücutta belirti vermeden ürer. Normal olarak 10. günde döküntü öncesi dönem başlar, ateş hızla yükselir ve ağızda yanağın içinde, azıdişleri hizasında kırmızı bir alanla çevrili küçük beyaz lekeler belirir; bu lekeler ilk tanımlayan hekimin adıyla anılır (koplik lekeleri).</p>
<p>2-3 günden fazla sürmeyen bu dönemde çocuk isteksiz, yorgun ve uykuludur; iştahı azalmıştır, aksırır, hırıltılı, inatçı ve kuru bir öksürüğü vardır. Sulanan ve kızaran gözleri güçlü ışıktan rahatsız olduğundan ışıklı ortamlardan uzak durur. Bu aşamada kızamığa henüz tam konmamış olsa da son derece bulaşıcıdır ve çocuğun enfeksiyonu aile bireylerine yayma olasılığı yüksektir.</p>
<p>Ateşin geçici olarak azalmasıyla döküntülü dönem başlar. Döküntüler başlangıçta düz, sınırları belirgin pembe renkli küçük lekeler biçimindedir; daha sonra hafifçe kabarır, büyür, sayılan artar ve giderek koyulaşıp kırmızılaşır.</p>
<p>Döküntüler çıkarken ateş yemden yükselir ve çocuğun genel durumu kötüleşir. Sürekli yatmak ister ve çok yorgundur, gözleri kolayca sulanır, aksırıklar yerini gerçek bir soğuk algınlığına bırakır, öksürük hala hırıltılı ve çok rahatsız edicidir, özellikle küçük çocuklarda ishal görülür.</p>
<p>Döküntülerin ortaya çıkmasından üç ya da dört gün sonra, ateş hızla düşer; kırıklık hali, öksürük ve soğuk algınlığı kaybolur, çocuk rahatlamış görünür. Döküntüler de ilk ortaya çıktığı bölgelerden başlayarak hızla solar. Kızarıklıkların pullanarak dökülme döneminin ardından çocuğun tümüyle iyileştiği söylenebilir.</p>
<p>Döküntüler hiç bir iz bırakmadan hızla kaybolur; özellikle yüz ve boyun çevresindeki deri pul pul dökülür. Ne var ki, hastalığın bu son evresi her zaman fark edilmez, özellikle hastalığın hafif geçtiği olgularda hiç görülmez</p>
<p><strong>Kızamık hastalığında görülebilecek komplikasyonlar</strong></p>
<p>Tüm olguların yaklaşık yüzde 6’sında komplikasyonlar görülür; iki yasma kadar ve erişkinlerde bu oran daha yüksek olabilir. En sık rastlananlar solunum sistemi komplikasyonlarıdır; döküntülerin ortaya çıkmasından önceki dönemde ve döküntülü dönemde başlayan ve olguların büyük bir bölümünde kızamık virüsünün doğrudan etken olduğu bronş-akciğer iltihapları (bronkopnömoni) ile genellikle bakteri kökenli enfeksiyonlara bağlı olarak iyileşme döneminde görülen-bronş-akciğer iltihaplan ayırt edilmelidir.</p>
<p>İlki özellikle küçük çocuklarda çok ağır geçer ve virüs kökenli olduğundan antibiyotik tedavisiyle tedavi edilmez. Geç dönemde görülen bakteri kökenli bronş-akciğer iltihaplarında, ateş, irinli ve balgamlı öksürük ile solunum güçlüğü görülür. Bu tablo, antibiyotiklerle tedavi edilebildiğinden pek tehlikeli sayılmaz.</p>
<p>Bir başka solunum sistemi komplikasyonu da üç yaşından küçük çocuklarda görülen ve solunum güçlüğüne neden olan gırtlak iltihabıdır (larenjit). Geçmişte çok sık görülen irinli kulak iltihabı (otit) antibiyotik tedavisinin uygulanmasından sonra giderek azalmıştır; virüs kökenli iltihabın yerleştiği ortakulak mukozasında bakterilerin üremesiyle oluşur.</p>
<p>Kızamık komplikasyonlarından en tehlikeli olanı son yıllarda daha sık görünen beyin iltihabıdır (ensefalit). Bin olgudan birinde görülen beyin iltihabı sıklıkla 2-9 yaş arasında ortaya çıkar. iyileşme döneminde ateşin yeniden yükselmesiyle başlar, havale nöbetleri ve koma görülür. Ender rastlanan bazı olgularda çok erken dönemde, döküntüler ortaya çıkmadan önce de başlayabilir. Klinik belirtiler genellikle çok değişken ve ağırdır. Çocuğun 1-2 gün içinde ölmesine yol açan biçimleri de vardır.</p>
<p><strong>Kızamık hastalığının tanısı</strong></p>
<p>Döküntü ortaya çıkmadan önce kızamık tanışı koymak, hastalığın bulaşıcı olup olmadığı da bilinmiyorsa, çok güçtür, îlk belirtiler (ateş, soğuk algınlığı, öksürük vb) kesinlikle hastalığa özgü değildir ve grip gibi üst solunum yolları enfeksiyonlarında da görülür.</p>
<p>Erken dönemde görülen koplik lekeleri tanı açısından büyük önem taşır. Kızamığa özgü döküntüler gerek özellikleri, gerek ortaya çıkış biçimi (kulakların arkasından başlayıp yüze ve vücuda yayılması) açısından tanıyı kolaylaştırır. Gene de döküntünün yukarıda betimlenenden farklı olabileceği de unutulmamalıdır; lekeler kimi zaman çok küçük ve soluk, kimi zaman da büyüktür ve içi sıvı dolu küçük keseciklerle kaplıdır.</p>
<p>Kimi zaman döküntülerin altındaki kılcal damarlar çatlar ve kanamaya benzer bir görünüm ortaya çıkarsa da çok önemli değildir. Döküntülerin görünümü hastalığın gidişini hiçbir zaman etkilemez. Koplik lekeleri başka hiçbir hastalıkta görülmediğinden, kızamığın erken dönemde, özellikle bulaşıcılığın en yüksek olduğu dönemde tanınmasını sağlar.</p>
<p><strong>Kızamık hastalığının tedavisi</strong></p>
<p>Kızamık virüsünü yok eden özel bir ilaç olmadığından belirtileri hafifletmeye yönelik tedavi uygulanır. Konjunktivit için gözler ılık borik asitle yıkanır ve gözkapakları özenle temizlenir.</p>
<p>Soğuk algınlığı sırasında günde birkaç kez burna damar büzücü damla damlatılırsa çocuk daha kolay soluk alıp verebilir, îshal başlasa da özel bir tedavi gerekmez, çocuğa bir iki gün sıvı besinler verilir. Yalnızca solunum sistemi belirtilerinin ağır olduğu az sayıdaki olguda, antibiyotik tedavisi gerekir.</p>
<p>Hasta evinde uygun koşullar sağlandığında rahatlıkla tedavi edilebilir ve komplikasyonlardan korunur. Beslenme ve ortam özellikle önemlidir.</p>
<p>Küçük hasta en az on gün yalnız kalacağından, özellikle nezleli ve döküntülü dönemlerde odasının rahat ve konforlu olması, iyi havalanması, ama hava akımının olmaması, oda sıcaklığının 20°C kadar olması ve odanın aşırı aydınlatılmamış olması gerekir. Bu arada hastanın yalıtılmasının da (karantinaya alınmasının) tartışmalı olduğunu belirtmek gerekir. Çünkü hastalığın en bulaşıcı olduğu aşama, henüz tanı konulamayan döküntü öncesi dönemdir.</p>
<p>Hastalık sırasında sıvı ya da yarı sıvı, kolay sindirilen, sebze çorbası, sütte ezilmiş bisküvi, taze meyve suyu (özellikle şekerli limonata ve portakal suyu) gibi besinler verilmelidir. Özellikle iştahın az, ateşin yüksek olduğu döküntülü evrede çocuk yemek için zorlanmamalıdır.</p>
<p><strong>Kızamık hastalığından korunma yöntemleri</strong></p>
<p>Günümüzde en etkili korunma yöntemi kızamık virüsüne özgü insan gamma globülinidir. Salgınlarda ve çocuğun sağlığının başka hastalıklar nedeniyle kötü olduğu dönemlerde korunmaya önem verilmelidir. Gammagiobülin, bulaşmadan önce uygulandığında, kızamığı etkili bir biçimde önler; geç uygulandığında etkisizdir, yalnızca belirtileri hafifletir.</p>
<p>Kızamık çocuklarda erişkinlere göre daha ağır geçtiğinden en iyi önlem gammagiobülin kullanılarak hastalığın hafif geçmesini sağlamaktır. İki ya da üç yaşından küçük çocuklar dışındaki bireylerde bulaşmayı önlemektense koruyucu önlemlere ağırlık vermek önerilir.</p>
<p>Hastalığı geçiren çocuğun vücudunda kızamık virüsüne özgü antikorlar üretildiğinden yaşam boyu bağışıklık kazanılır. Kızamık aşısı da korunma sağlayabilir; bu amaçla tavuğun embriyon hücrelerinden elde edilen ve etkinliği azaltılmış bir kızamık virüsü türü kullanılır. Aşı, tek dozda derialtına şırınga edilir.</p>
<p>Bebeklere dokuz aydan başlayarak kızamık aşısı yapılabilir. Bu durumda yüzde 95 koruma sağlanır. Bir yaşında yapılan aşılarda ise, koruma oranı yüzde 99′dur. Salgın durumlarında altı aylık bebekler de aşılanabilir. Ama aşının sonradan yinelenmesi gerekir. Aşıdan sonra çocuk çok hafif bir enfeksiyon geçirebilir, ve kalıcı bağışıklık kazanır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yasamrehberim.net/kizamik-hastaliginin-nedenleri-ve-tedavi-yontemleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mikroplar en çok çocukları seviyor</title>
		<link>http://www.yasamrehberim.net/mikroplar-en-cok-cocuklari-seviyor.html</link>
		<comments>http://www.yasamrehberim.net/mikroplar-en-cok-cocuklari-seviyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 14:51:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yasamrehberim.net/?p=153</guid>
		<description><![CDATA[Yaşamımızın her alanında bir arada yaşadığımız mikroplar, bağışıklık sistemimize ve gelişen tıbba meydan okuyor. Özellikle yiyecekler aracılığıyla vücudumuza giren mikroplar, her geçen gün daha çok enfeksiyona ve gıda zehirlenmesine neden oluyor.
Yediğimiz yiyecekler, dokunduğumuz eşyalar hatta temizlik için elimizi yıkadığımız su bile mikrop kaynıyor. İnsanlar, kimi zaman en tehlikeli hastalıklara, kimi zaman zehirlenmelere, kimi zaman da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşamımızın her alanında bir arada yaşadığımız mikroplar, bağışıklık sistemimize ve gelişen tıbba meydan okuyor. Özellikle yiyecekler aracılığıyla vücudumuza giren mikroplar, her geçen gün daha çok enfeksiyona ve gıda zehirlenmesine neden oluyor.<span id="more-153"></span></p>
<p>Yediğimiz yiyecekler, dokunduğumuz eşyalar hatta temizlik için elimizi yıkadığımız su bile mikrop kaynıyor. İnsanlar, kimi zaman en tehlikeli hastalıklara, kimi zaman zehirlenmelere, kimi zaman da öldürmeyen ama süründüren enfeksiyonlara neden olan mikroplarla baş edebilmek için sürekli yeni yollar geliştiriyorlar.</p>
<p>Önceleri mikropla savaşta insanlığın en büyük yardımcısı doğaydı. Ama doğa, değişen dünyaya yetemedi ve büyük salgınlar tüm dünyayı kasıp kavurdu. Osmanlı İmparatorluğu döneminde yaşanan veba salgınları yaşandı. Tifo ve cüzzam insanları korkuttu, verem çaresiz bir hastalık olarak anıldı. Hatta bir kanserin bulaşıcı olduğuna bile inanıldı.</p>
<p>Yeni yeni mikroplar<br />
Şehir ve evlerdeki alt yapı eksikliklerinin giderilmesi ve tıp biliminde ilerleme mikroplarla savaşı kolaylaştırdı. Ancak yeryüzünde hâlâ varlığından haberdar olmadığımız milyonlarca mikrop var.</p>
<p>Anayurdu olan Afrika kıtasından çıkıp hızla transfer olarak bugün dünyada her bir saatte 200′den fazla kişiye bulaşan AIDS; yeni çağın en önemli hastalıklarından AIDS’den çok daha hızlı bir biçimde bulaşan ve son yıllarda tüm dünyayı etkileyen Hepatit B ise kan ve cinsel ilişkinin yanı sıra ağız yoluyla vücuda girerek yılda 1-2 milyon kişinin ölmesine, hastalığı atlatanlarda ise uzun süreli iş gücü kaybı ve yorgunluk sendromuna yol</p>
<p><strong>Grip mikrobu dedikleri…</strong><br />
Hiç modası geçmeyen grip ise insanoğlunun en sıkıcı sorunlarından biri olmaya devam ediyor. Kanada’daki Royal Alexander Hastanesi’nde yapılan grip mikrobuyla ilgili araştırmalar, grip mikrobunun sanıldığı gibi sadece öksürmek ve hapşırmakla değil, dokunmayla bile yayılabileceğini gösteriyor.</p>
<p>Toprağın her gramında Çin’in nüfusu kadar sayıda mikrop yaşıyor. Ve bu mikropların çoğu, yiyecekler aracılığıyla vücudumuza giriyor. Yoğurt, peynir, sirke, turşu gibi fermente ürünler için gerekli mikro organizmalar bile uygun koşullar altında üretilmediğinde gıda zehirlenmelerine ve enfeksiyonlara neden olabiliyor.</p>
<p><strong>Hızla çoğalıyorlar</strong><br />
Araştırmalara göre, bağırsaklardan su ile toprağa, oradan da gıdalara geçen ve gıda zehirlenmelerine neden olan E.coli mikrobunun 10 gram yiyecek maddesi içinde bulunması; 15 dakikada 2, 1 saatte 16, 2 saatte 256, 3 saatte 4098 adet çoğalacağını gösteriyor.</p>
<p>Mikroplar en fazla çocukları seviyor. Dünya Sağlık Örgütü WHO’nun istatistiklerine göre; dünyada her bir dakikada 6 çocuk ishalden, 4 çocuk gıda zehirlenmesinden yaşamını kaybediyor. Aynı istatistiklere göre, gelişmekte olan ülkelerdeki ölümlerin yüzde 44′ü enfeksiyon ve parazitlerden kaynaklanıyor. Kurbanların yüzde 52’sini ise 5 yaşın altındaki çocuklar oluşturuyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yasamrehberim.net/mikroplar-en-cok-cocuklari-seviyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ne umduk ne bulduk</title>
		<link>http://www.yasamrehberim.net/ne-umduk-ne-bulduk.html</link>
		<comments>http://www.yasamrehberim.net/ne-umduk-ne-bulduk.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 14:51:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsel sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yasamrehberim.net/?p=151</guid>
		<description><![CDATA[Evliliğin ilk dönemlerinde çiftler, hayal ettikleri cinselliği yaşayamıyorlar. İstanbul Üniversitesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı’na şikâyetlerle başvuran çiftler üzerinde yapılan değerlendirme, kadınların cinselliklerini yaşarken karşılaştıkları sorunları gözler önüne seriyor.
Birçok çift, evliliklerinde hayal ettikleri cinsel birlikteliği kuramadığı için doktora başvuruyor. Kadınlar genelde cinsellikle ilgili bir sorunla karşılaşınca ilk olarak jinekoloğa gidiyorlar. Ancak sorunlarının farklı boyutlarda olduğunu öğrendiklerinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Evliliğin ilk dönemlerinde çiftler, hayal ettikleri cinselliği yaşayamıyorlar. İstanbul Üniversitesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı’na şikâyetlerle başvuran çiftler üzerinde yapılan değerlendirme, kadınların cinselliklerini yaşarken karşılaştıkları sorunları gözler önüne seriyor.</p>
<p>Birçok çift, evliliklerinde hayal ettikleri cinsel birlikteliği kuramadığı için doktora başvuruyor. Kadınlar genelde cinsellikle ilgili bir<span id="more-151"></span> sorunla karşılaşınca ilk olarak jinekoloğa gidiyorlar. Ancak sorunlarının farklı boyutlarda olduğunu öğrendiklerinde psikiyatriste başvuruyorlar.</p>
<p>Evliliklerin ilk döneminde, özellikle de balayı döneminde karşılaşılan sorunların başında, deneyimsizlik geliyor. Toplum tarafından cinselliğini evlenene kadar bastırması öğretilen kızların ve cinsel deneyimleri bir elin parmaklarını geçmeyen erkeklerin kurdukları birlikteliklerde, sorunlar çıkabiliyor.</p>
<p>Şirin Tekeli’nin “Kadın Bakış Açısından Kadınlar” adlı kitabında, uzmanların farklı konumlardaki kadınlar üzerine yaptıkları çalışmalara yer veriliyor. Bu kitapta, İÜ Psikiyatri Ana Bilim Dalı’na cinsel sorunlarını çözmek amacıyla başvuran çiftlerin durumundan yola çıkarak hazırlanmış bir çalışma da yer alıyor. Arşaluys Kayır, İÜ Psikiyatri Ana Bilim Dalı’na yapılan başvuruları değerlendirdiği “Kadın ve Cinsel Sorunları” başlıklı makalesinde, evlilikte yaşanan cinsel sorunları ve tedavi yöntemlerini irdeliyor.</p>
<p><strong>Erkekler tedaviye katılıyor</strong><br />
Evlilikteki cinsel sorunları çözmek için çiftlerin birarada tedavi görmesi gerektiğini söyleyen Kayır, sözlerine şöyle devam ediyor:</p>
<p>“Erkekler bu çalışmalara katılıyor. Çünkü bu sorunlar nedeniyle eşin cinsel keyfi sınırlandığı gibi, çocuk sahibi olma şansı da düşüyor. Ama şunu da söylemeliyim ki, sorundan yalnızca karılarını sorumlu tutmak, erkeklerin baskın eğilimleri oluyor. Onların isteksizliklerine hafif alaylı ve hoşnut, sanki durumun değişmesini istemeyen bir tavır içinde yaklaşanların sayısı hiç az değildir.”</p>
<p><strong>Nedenleri</strong><br />
Cinsel sorunların bu şekilde ortaya çıkmasının nedenlerinin başında kız ve erkek çocukların farklı yetiştirilmesinin geldiğini vurgulayan Kayır, sözlerine şöyle son veriyor:</p>
<p>“Anneler, babalar, çocuklarına cinsellikle olduğundan çok az ilgiliymiş izlenimi verirler. Kız çocukları çoğunlukla cinsel istekleri yok gibi görünen kadınları örnek alırlar. Anneler çocuklarının sağlıklı büyümesi için cinselliklerini bastırırken, bu arada kadın olduklarını da unuturlar. Böylece kız çocuğunun cinselliği de bastırılmış olur. Mastürbasyon yapan kızlar doktora yetiştirilirken, erkek çocukların kızlara kur yapması hayranlıkla karşılanır. Çalışmamızda 90 kadının ancak 43′ünün mastürbasyon deneyimi olduğunu belirtmişti. Oysa erkekler için bu oran yüzde 100′e yakındır.”</p>
<p><strong>Durum içler acısı!</strong><br />
Arşaluys Kayır, “Kadın ve Cinsel Sorunları” başlığı altında yaptığı ilk değerlendirmede 44 çift üzerinde çalıştığını bildiriyor. 44 çift üzerindeki bulgular şöyle sıralanıyor:</p>
<p>İstanbul Üniversitesi Ana Bilim Dalı’na başvuran;<br />
44 çiftin sekizinde, evlilik öncesinde eşleriyle cinsel yaklaşımın hiç olmadığı, diğerlerinde ön sevişmenin denendiği tespit edildi.<br />
Yalnızca iki kadının farklı bir erkekle cinsel birleşmeyi denemesi söz konusuydu. Kocası dışında bir erkekle cinsel birleşmeyi deneyen bir kadına grupta rastlanmadı.</p>
<p>33 erkeğin, genelev ilişkisi sınırlı cinsel birleşme deneyimi olmuş. Evlilik sonrası cinsel ilişki incelendiğinde, vaginusmus karşısında tutum açısından, 13 erkeğin hoşgörüsüz bir yaklaşımla boşanma tehdidinde bulunduğu, geri kalanların daha anlayışlı bir tutum sergilediği saptandı.</p>
<p>35 kadın ilişkiye karşı duyarlıydı.<br />
23 kadının cinsel birleşmeden korktuğu için sevişmeden giderek kaçınması, eşleri, hatta kendileri tarafından cinsel isteksizlik olarak değerlendiriliyordu.</p>
<p>Erkekler de bu durumda sürekli sevişme önerisi getiren ama reddedilen konumunda kalıyorlardı.</p>
<p>13 erkekte önceden varolan çeşitli cinsel işlev bozuklukları, dokuz erkekte cinsel birleşme korkusu olduğu belirlendi.</p>
<p>İlk gece sekiz erkek önsevişmesiz cinsel birleşmeyi denemiş, yedi erkek ise hiç girişimde bulunmayarak erteleme yolunu seçmişti.</p>
<p>Cinselliğini tam olarak yaşayamayan yedi erkek, eşini dövmeye başlamıştı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yasamrehberim.net/ne-umduk-ne-bulduk.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Pnömokok bakterisi çocukları tehdit ediyor</title>
		<link>http://www.yasamrehberim.net/pnomokok-bakterisi-cocuklari-tehdit-ediyor.html</link>
		<comments>http://www.yasamrehberim.net/pnomokok-bakterisi-cocuklari-tehdit-ediyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 14:49:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yasamrehberim.net/?p=149</guid>
		<description><![CDATA[Dünya genelinde dakikada yedi çocuk, pnömokok bakterisinin yol açtığı hastalıklar nedeniyle yaşamını yitiriyor.
Pnömokok Farkındalığı Uzmanlar Konseyi (PACE), dünyada her gün birçok çocuğun zatürre, menenjit, sepsis ve diğer yaşamsal tehdit oluşturan pnömokokal hastalıklar nedeniyle öldüğünü açıkladı. Bu sayının bizde de çok yüksek olduğunu belirten Türkiye Enfeksiyon Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, ülkemizde her yıl bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde dakikada yedi çocuk, pnömokok bakterisinin yol açtığı hastalıklar nedeniyle yaşamını yitiriyor.<br />
Pnömokok Farkındalığı Uzmanlar Konseyi (PACE), dünyada her gün birçok çocuğun zatürre, menenjit, sepsis ve diğer yaşamsal tehdit oluşturan pnömokokal hastalıklar nedeniyle öldüğünü açıkladı. Bu sayının bizde de çok yüksek olduğunu belirten Türkiye Enfeksiyon Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, ülkemizde her yıl <span id="more-149"></span>bu bakteriye bağlı 250 menenjit, 2 bin 500 kana mikrop karışması, 250 bin zatürre, 2,5 milyon da orta kulak iltihabı vakası görüldüğünü belirtiyor. Pnömokok bakterisine bağlı hastalıklara karşı korunmanın en etkili yolu ise aşılanmak.</p>
<p>Ancak, söz konusu aşı, çok pahalı olduğu ve az bulunduğu için, Türkiye’de halen yüzde beş oranında kullanılabiliyor, Ceyhan, yaşamsal önem taşıyan bu aşının her çocuk için ücretsiz yapılan aşılama takvimine girmesi gerektiğini önemle belirtiyor.</p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü, 2007 yılında, pnömokok konjuge aşısının ulusal çocuk bağışıklık programlarına eklenmesi gereken bir öncelik olduğunu bildiren bir belge yayınladı, Bugüne dek 16 Avrupa Birliği üyesi ülke, aşıyı sağlık sistemlerine entegre ederken, bazı ülkeler konuyu gündemlerine aldı, Türkiye’de ise bu aşı, piyasada satışa sunulmasına rağmen sosyal sağlık güvencesi kapsamına girmiyor.</p>
<p>Tüm dünyada, Türkiye Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Derneği de dâhil olmak üzere yaklaşık 30 meslek birliğinin imza attığı PACE Küresel Eylem Çağrısı, pnömokok aşısının ekonomik ve istikrarlı bir fiyat politikası ile çocuklara sunulmasını sağlamayı hedefliyor. PACE’in öngörüsüne göre, yürütülen bu bilinçlendirme çalışmalarının olumlu sonuçlanması durumunda 2030 yılı itibariyle 5,4 milyon çocuğun hayatı kurtulmuş olacak.</p>
<p>Pnömokok bakterisinin neden olduğu hastalıklar her yıl dünyada binlerce çocuğun ölümüne neden oluyor.</p>
<p><strong>PNÖMOKOK NEDİR?</strong><br />
Pnömokok, bebeklik ve çocukluk çağında sık rastlanan ve menenjit, zatürre, kan iltihabı, orta kulak iltihabı, sinüzit gibi hastalıklara yol açan bir bakteridir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yasamrehberim.net/pnomokok-bakterisi-cocuklari-tehdit-ediyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Anne sevgisinin genetiği araştırılıyor</title>
		<link>http://www.yasamrehberim.net/anne-sevgisinin-genetigi-arastiriliyor.html</link>
		<comments>http://www.yasamrehberim.net/anne-sevgisinin-genetigi-arastiriliyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 14:48:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yasamrehberim.net/?p=147</guid>
		<description><![CDATA[Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıbbi Biyoloji ve Genetik Ana Bilim Dalı, anne sevgisinin sadece hormonal bir duygu değil, genetik kökenli olduğunu ortaya koyabilmek için ‘DNA’ taramalı bir araştırma yapıldığını bildirdi.
Çukurova Üniversitesi Tıbbi Biyoloji ve Genetik Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Demirhan, anne sevgisinin, yeryüzündeki hiçbir sevgiyle boy ölçüşemeyecek kadar güçlü olduğunu, bu gücün [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıbbi Biyoloji ve Genetik Ana Bilim Dalı, anne sevgisinin sadece hormonal bir duygu değil, genetik kökenli olduğunu ortaya koyabilmek için ‘DNA’ taramalı bir araştırma yapıldığını bildirdi.</p>
<p>Çukurova Üniversitesi Tıbbi Biyoloji ve Genetik Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Demirhan, anne sevgisinin, yeryüzündeki hiçbir sevgiyle boy ölçüşemeyecek kadar güçlü olduğunu, bu gücün altında ise genetik faktörlerin yattığını düşündüklerini söyledi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yasamrehberim.net/anne-sevgisinin-genetigi-arastiriliyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

